blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2015 Salı

Tehlikeli Temas - Abbi Glines || KCBT || Yorum, Çekiliş

Kitabın Adı: Tehlikeli Temas
Sayfa Sayısı:256
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Seri Sıralaması: Rosemary Sahili #1
Fiyatı: 22.5 TL
GR Puanı: 4,26/5
Puanım: 5/5


Bambaşka dünyalardan gelen iki üvey kardeş… Asla sizin olmamasi gereken şeylere duyulan arzu…

Blaire Wynn'in en son istediği şey babasının yeni ailesinin yaşadığı Florida'daki Rosemary Sahili'ne taşınmaktır. Ancak seçim şansı yoktur. Bir hastalık yüzünden ölen annesi, ardında yüklü borçlar bıraktığı için Blaire'in Alabama'daki çiftliği elinde tutması mümkün değildir.

Koltuğunun altındaki tabancayla kamyonetini zengin sahil kasabasına çeken Blaire buraya asla uyum sağlayamayacağını bilmektedir. Babasının Paris'e gittiğini ve onu yeni üvey kardeşi Rush Finlay'le yalnız bıraktığını öğrenince daha büyük bir hayal kırıklığı yaşar. İnsanları hor gören, hiçbir şeyden pişmanlık duymayan, adı çıkmış bir rock yıldızının oğlu olan Rush yakışıklı olduğu kadar şımarıktır da… Ve Blaire'i gördüğü anda genç kızın kanına girer.

Yaz ayları ilerledikçe genç kadın, Rush'ın asla tahmin etmediği yanlarını görecek ve birbirlerine karşı hisleri görmezden gelemeyecekleri kadar güçlenecektir. Ancak Rush, Blaire'in tüm dünyasını yıkacak bir sır bilmektedir. Blaire genç adamın tehlikeli temasına kendini kaptırmadan önce bu gizemi ortaya çıkarabilecek midir?

"En sevdiğim Abbi Glines kitabı olarak listemin zirvesine yerleşti."
-Colleen Hoover-


Ve dün de bahsettiğim mükemmel kitabın yorumunda sıra :) Her şeyden önce kapak tasarımıyla başlamak istiyorum ^^ Orijinal kapağı yapan kişinin ellerine ayaklarına kapanmak istiyorum çünkü dehşet güzellikte bir kapak yapmış <3 Thanks, thanks, thanks... Biz de de bu güzel kapağı uyguladıkları için Pegasus'a teşekkürler :)

Konusu bakımından her zaman dikkatimi çekmiş bir kitaptı Tehlikeli Temas, tam orijinalini okumaya başlıyordum ki çıkacağını öğrendim ve bekle Türkçe'sini okursun dedim kendime :) Eh öyle de oldu ve çok güzel bir turun içinde oldu...

Kitabı sanırım 24 saat içerisinde bitirdim... İki oturuşta! İki olmasının nedeni de arada iftar saatinin gelmesi ve yemek yeme ihtiyacımdı :D 



Konusuna çok fazla girmek istemiyorum ama hiç alışıldık konulardan olmadığını bilmelisiniz... Ve çok akıcı bir kitap olaylar ardı ardına pat pat pat gelişiyor ve sonunda ağzınız açık :O diye kalıyorsunuz böyle... 



O yüzden ikinci kitabı orijinal olarak okumaya başlayacağım söylentileri doğrudur :P


Bu kitabı kaçırmak istemezsiniz, herkesin 5 puan verdiği bir kitap kötü olamaz ya ilk defa ben diyecek bir şey bulamıyorum :D SPOILER: Blaire mal ama ya valla mal yani, çocuk ona o kadar şeyler yapıyor, değer verdiğini o kadar belli ediyor bizimki mal gurur yapıyo... Lan o güzelim çocuğa yapılır mı o? Ha ha ? BİTTİ

Kitabın sonunda yüzünüzdeki ifade aynen şu şekilde oluyor:




Umarım Pegasus bizi serinin diğer kitapları için çok bekletmez...Hoş bekletse de ben orijinalini okumaya gidiyorum :P
Bu arada Rosemary Sahili serisi şuan için 15 kitaptan oluşan oldukça uzun ve doyurucu bir seri:

1. Tehlikeli Temas (Rush & Blaire)

2. Never Too Far (Rush & Blaire)
3. Forever Too Far (Rush & Blaire)
4. Rush Too Far (Rush & Blaire)
5. Twisted Perfection (Woods & Della)
6. Simple Perfection (Woods & Della)
7. Take A Chance (Grant & Harlow)
8. One More Chance (Grant & Harlow)
9. You Were Mine (Tripp & Bethy)
10. Kiro's Emily (FREE novella)
11. When I’m Gone (Mase & Reese)
12. When You're Back (Mase & Reese) 
13. The Best Goodbye (Captain)
14. Title TBA (Nan) 
15. Title TBA (Dean) 

Ama tüm kitaplar bunun kadar güzelse hepsi bir kerede bile okunur <3 

a Rafflecopter giveaway

29 Haziran 2015 Pazartesi

Tehlikeli Temas - Abbi Glines || KCBT || Alıntılar

Uzuuuuuunca bir aradan sonra yeniden yayındayım. Umarım artık biraz daha aktif olabilirim :) Daha fazla sıkmadan alıntılarımıza geçmek istiyorum. Umarım beğenirsiniz... Bu arada yorumum yarın ama not: Bu kitap fazlasıyla mükemmel!!!



        "Üzgünüm.Sadece daha genç görünüyorsun." Durdu ve gözleri, vücudumu yavaşça süzerek aşağı inip tekrar yukarı çıktı. Yanaklarımdaki anı sıcaklık utanç vericiydi. "Lafımı geri alıyorum. Vücudunun her zerresi on dokuz yaşında gibi görünüyor."
        O geziye çıkamamıştık. Öncelikle annemin yeterli parası olmamıştı, sonra da fazlasıyla hastaydı. Yine de planlardık. Büyük hayaller kurmanın faydası oluyordu.
        Rush nazik bir insan değildi ama adildi. Bu konuda hakkını yememeliydim. Ayrıca çok seksiydi. Bunu görmezden gelmeyi öğrenmem gerekecekti.
        Pencereye doğru yürüdüm ama ay ışığı, Rush'ın çıplak poposuna değer değmez olduğum yerde dondum. Oldukça hoş bir çıplak popoydu. Çok, çok hoştu... Daha önce hiç bir erkeğin çıplak poposunu görmemiş olmama rağmen.
        "Bana karşı mesafeni koru, Blaire. Fazla yaklaşmak istemezsin. Dün gece." Yüksek sesle yutkundu. "Dün gece aklımdan çıkmıyor. İzlediğini bilmek. Beni çıldırtıyor. Yani uzak dur. Ben senden uzak durmak için elimden geleni yapıyorum."
        Aptalca görünse de benimle ilgilenmesini istiyordum. Ona karşı açıklayamadığım bir çekim hissediyordum. Mesafesini ne kadar korursa o kadar yakınlaşmak istiyordum.
        "Sen benim gibi bir erkeğin uzak durması gereken her şeysin. Sana uygun değilim."
        "Sana dokunamam. Bunu o kadar feci istiyorum ki canımı acıtıyor ama dokunamam. Seni mahvedemem. Sen... mükemmelsin ve el değmemişsin. Sonunda beni asla affetmezsin."



        "Ben rezil, hasta piçin tekiyim. Sana dokunamam."
        Onunla yatsam kalbimin bir parçasını vermeden edemezdim.
        "Ve tadın bağımlılık yaratıcı. Rüyamda görüyorum. Fanteziler kuruyorum. Diğer... yerlerinin de o kadar leziz olacağını biliyorum.
        "Benimle asla konuşmazsın. Yanlış soruyu sorarım ve çeker gidersin." Rush başını sağa sola salladı. "Artık öyle değil. Arkadaşız. Konuşacağım ve gitmeyeceğim. Lütfen, burada benimle kal."
        Rush sırıttı. "Bu odada senin yanında olmak için fazlasıyla yaşlıyım; seninle ilgili düşündüklerimi düşünmek için de lanet derecede yaşlıyım."
        "Diğer kadınlara dokunduğunu görmek hoşuma gitmiyor. Ve diğer erkekler kıçımı avuçladığında bundan nefret ediyorum. Orama dokunan kişi sen ol istiyorum. Orama dokunmanı istiyorum. Ama dokunmuyorsun ve ben bununla başa çıkmak zorundayım. Şimdi bırak da gideyim!"
        "Neye ihtiyacın olduğunu biliyorum. İhtiyacın olanı almanı izlemeye dayanabileceğimden emin değilim sadece. Beni delirttin, kızım. Uslu olmak için çok uğraşıyorum. Lanet bir arabanın arkasında kontrolümü kaybedemem."
        "Çünkü tadına baktım ve seni kimseyle paylaşmıyorum. Bu sadece eğlence amaçlı değil. Biraz bağımlısı olmuş olabilirim."
        "Senden daha ilk gecede kurtulmaya çalıştım. Senden hoşlanmadığım için değil." Sert, acı bir kahkaha attı. "Ama biliyordum. İçime işleyeceğini biliyordum. Uzak duramayacağımı biliyordum. Zayıflığımı görebileceğin için muhtemelen senden nefret etmiştim."



        Rush Finlay yemek yapacak birine benzemiyordu. Ama lanet olsun ki bunu yaparken seksi görünüyordu.
        "İnsanları uzaklaştırıyorum, Blaire. Bu kendimi koruma mekanizması. Ama seni uzaklaştırmak istemiyorum."
        O benim için asla o adam olmayacaktı. Ama kalbim ona biraz bağlanmıştı. Sonsuza kadar birlikte olacağımız anlamına gelmese de o anda Rush'ın ilkim olmasını istedim. Sonuncum olmayacaktı. Hayat yolunda bir durak olacaktı sadece. Belki de asla unutamayacağım veya atlamayacağım bir durak. Beni en çok korkutan buydu. İlerleyemeyecek durumda kalmak.
        "Yatağımda çıplak olman, düşündüğümden katbekat güzelmiş... Ve bana inan, bunu düşündüm. Çok."
        Onun dünyasına karşılık benim dünyam. Bu gece dünyalar çarpışacaktı.
        "Bilmen gereken bazı şeyler var. Bunları öğrendiğinde benden uzaklaşabilecek ve bir daha asla geri dönmeyebilecek olman gerçeğiyle boğuşuyorum. Bu ödümü koparıyor. Aramızda olan biten ne bilmiyorum ama sana baktığım anda dünyamı değiştireceğini biliyordum. Dehşete düşmüştüm. Seni ne kadar izlesem, beni o kadar kendine çekiyordun. Yeterince yaklaşamıyordum.
        Ben daima sadece kendime sahip olacaktım. Çünkü bu adam kalbimi kırmış ve yok etmişti. İstemese bile. Bir daha asla sevebilecek kadar ona güvenemeyecektim.
        Gözlerindeki fırtınayı görebiliyordum. Aklının karıştığını biliyordum. Korkuyu bile görebiiyordum. Sonrasında aşk vardı. Bunu gördüm. Gözlerindeki ateşi. Buna inandım. Net olarak görebiliyordum ama artık çok geçti. Aşk yeterli değildi. Herkes, hep aşkın yeterli olduğunu söylüyordu. Yeterli değildi. Hele ki ruhun paramparça olduğunda.
a Rafflecopter giveaway

19 Kasım 2014 Çarşamba

Kitap Yorumu: Çilek Mevsimi || Burcu Büyükyıldız


Kitabın Adı: Çilek Mevsimi

Sayfa Sayısı: 512
Yayınevi: Müptela Yayınları
Seri Sıralaması: Aşkın Renkleri #1
Fiyatı: 23 TL
GR Puanı: 4.48/5
Puanım: 5/5

Adı gibi kokusu olsa çilek kokacak bir hikâye...

Bir bahar günü çilek kokuları içerisinde tanışan ve birbirlerinden ilk görüşte etkilenen Mira ve Yağız için aşkın büyüsüne kapılmak çok zor olmamıştı. Diğer taraftan, aralarına bir kara kedi gibi giren Yağızın tehlikelerle örülmüş geçmişi, mutluluklarının uzun sürmesine izin vermemişti. Hızlı ve tutkuyla başlayan bir aşkın özneleriyken kendilerini birdenbire hoyrat bir ayrılığın içinde bulan Yağız ve Miranın günlerine özlemin ıssızlığı sinmişti.

Günün birinde geçmişinin karmaşasını, sırlarını çözüp bir daha gitmemek üzere geri gelen Yağız, ardında bırakıp gittiği mutlu, tasasız, cıvıl cıvıl kadını aynı bulabilecek miydi? Derinden yaraladığı Miraya kendisini affettirebilecek miydi? Daha da önemlisi Yağız, Miraya yaşadıklarını unutturabilecek miydi?

"Ne olacağını bilmiyorum..." dedi onun bakışlarındaki tedirginliği yok etmek ister gibi, "Ama öğrenmek istiyorum Mira. Hayatımdaki tüm kaosa, tüm belirsizliğe rağmen bunu seninle yaşamayı istiyorum." diye fısıldadı ve ardından ekledi, "Çünkü seni incitebilme ihtimalime rağmen, seni istemekten vazgeçemiyorum."


Bir gün küçücük bir köşede gördüm Burcu Büyükyıldız ismini. Dedim ki kimmiş bu? Ne yazmış? Sonra ufacık bir mesaj attım yazara ve daha o anda sevmeye başladım. Kitap elimize gelene kadar belki her adımında arkasında olup, her adımında fikirler verdim. Her zaman ona güvendim. Sabrettik, bitiyor derken, bir gün zilin çalmasıyla ellerimdeydi Çilek Mevsimi. 

Sayfayı her çevirdiğimde o güzel çilek kokusu doldu burnuma, o çilek kokusuyla kitap beni öyle bir sardı ki birkaç oturuşta bitti gitti. 

Ufak kafesinde mutlu mesut çalışan bir kızdı Mira. Sonra Yağız geldi, dikkat çekici bir mimar. Mira'nın kahvenin yanında bir çilekli tart götürmesiyle de renklendi bütün olay. İlişkilerden kaçan Yağız, her gün kafeye bu güzel kızı görmek için geliyordu artık. Derken, aşkın büyüsüne kapılıverdiler.

Ama her şey, istenildiği gibi gitmez... Yağız'ın tehlikeli geçmişi, peşini bırakmadı. Unuttuğu, unutmak istediği kökleri onu bunu yapmaya mecbur kıldı. Evlendikten iki hafta sonra bir sabah Mira'yı bırakıp gitti. Masanın üstündeki bir not, bir yüzük ve canından bir parçayla...

Peki Yağız geri döndüğünde nelerle karşılaşacaktı? Ardında bıraktığı yaralı kadının ona olan güvenini tekrar kazanabilecek miydi? Mira'ya geçmişte yaşattığı o büyük acıyı unutturup yeniden mutlu olacaklar mıydı?

"Çilek mevsimiyle başlayan o tarifi imkansız aşkı, hazan mevsimine esir kalmıştı."

Konusu itibarıyla gerçekten dikkat çeken Çilek Mevsimi'nin içeriği de bir o kadar dikkat çekici. Hem günümüzü, hem geçmişi; hem İstanbul'da ki Mira'yı, hem de Mardin'de ki Yağız'ı birlikte anlatmayı başaran yazar, henüz ilk kitabı olmasına rağmen çok güzel bir iş çıkarmış. Kelimeleri kullanmasıyla ve betimlemeleriyle, kitapta hakim olan duyguyu bize tam olarak verebiliyor. Kimi zaman bir karaktere hakaretler yağdırırken, kimi zamansa karaktere aşık olabiliyorsunuz. 

Töreyle aşkın mükemmel bir şekilde harmanlandığı, hem mutlu hem melankonik olan bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz.

"O kadar büyüktü ki içimdeki aşk, gün geçtikçe devleşti ve bana kendimi bile unutturdu. Senden başka bir şey bırakmadı ruhumda."

Çilek Mevsimi aynı zamanda "Aşkın Renkleri" serisinin ilk kitabı. İkinci kitap ise romandaki yan karakterlerden birinin - Mira'nın ababeyi Sarp - hikayesi olacak ve Aralık ayında satışa sunulması planlanıyor.  

"Seninle yaşadığım her an unutulmaz."

14 Kasım 2014 Cuma

İki Hayat Arasında - Jessica Shirvington || 16. KCBT || Alıtılar, Çekiliş

İki Hayat Arasında için yorumumu okudunuz... Sıra geldi kitaptan alıntılaı okumaya :) Ben bunları beğendim, not ettim, size yazıyorum... Umarım siz de beğenirsiniz ^.^
        Bütün hayatım boyunca bir seçenek olmamıştı. İki hayat yaşıyordum, o kadar. Hiçbir zaman biri veya öbürü olmamıştı, ikiye ayrılmıştım ve tamamen yalnızdım. Ama şimdi... şimdi bir şans vardı. Umut vardı. Normal bir var oluş ihtimali vardı.
        Ah tanrım, bu çocuktan çok fena hoşlanıyordum. Yani, temelde doktorum sayılırdı ve beni... doktor-hasta ilişkisi dışında umursadığını düşünmemi sağlayacak hiçbir şey yapmamıştı. Ama... teknik olarak doktor değildi. Ve beni gerçekten muzdarip olduğum bir rahatsızlık için tedavi ediyor da değildi.
        Nefes alabilmek istiyorum. Beni önemseyen insanlarla olduğumu bilmek istiyorum -benliğimin tamamını önemseyen insanlarla. Ve onları önemsemek konusunda özgür olmak istiyorum. Onlara hakkımda her şeyi söyleyebilmek, sürekli yalan söyleyip numara yapmak istemiyorum. Bir gün yanlışlıkla uyarsam aynı yerde uyanacağımı bilmek istiyorum. Her günü bir kere, elimden geldiğince en iyi şekilde yaşamak istiyorum.
        "Birinin seni tanımasını istediğini söyledin. Belki de ben de sadece birinin beni tanımasını istiyorumdur. Bu dünyada sen olmazsan paylaştığımız her anın hatırası kaybolacak. Sadece başkaları bizi gördüğü için varız. Varlığımın bir parçası..." yutkundu, "önemli bir parçası, sadece sen burada onu gördüğüm için var.
        "Ve bu sana çok garip gelebilir ama mutluyum." Omzumu silktim. "Hayattayım."
        Hatıralarım, sadece benim onları taşımam ve kalbimde saklamam içindi.
        İki hayatım vardı ama yine de sadece bir hayalettim.

Eğer daha fazlasını da isterseniz, Facebook sayfamızdan görsellerimize bakabilirsiniz :) Bir dahaki postta görüşmek üzere...

 
a Rafflecopter giveaway

11 Kasım 2014 Salı

İki Hayat Arasında - Jessica Shirvington || 16. KCBT || Yorum, Çekiliş


Kitabın Adı: İki Hayat Arasında
Sayfa Sayısı: 318
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Fiyatı: 20 TL
GR Puanı: 4.20/5
Puanım: 4,5/5

Mükemmel hayat mı?
Yoksa mükemmel aşk mı?
Sen seç.

 Sabine herkes gibi değildi. Kendini bildi bileli, iki hayatı vardı. Her yirmi dört saate bir Değişim geçiriyor ve her günü iki kere yaşıyordu.

Mükemmel Hayat
.
Wellesley'de, Sabine istediği her şeye sahipti: cazibeli arkadaşlar, şık kıyafetler, başarılı bir okul yaşamı, herkesin birlikte olmak istediği bir sevgili ve göz kamaştırıcı bir gelecek...

Mükemmel Aşk.


Roxbury'de Sabine'in bambaşka bir hayatı vardı: maddi zorluklar çeken bir aile, serseri arkadaşlar ve sırrı ortaya çıktığında başına gelen korkunç olaylar… Ama sonra Ethan'la tanıştı. Yakışıklı ve ilgi çekiciydi; üstelik Sabine, daha önce hiç kimse için böyle şeyler hissetmemişti.

Tüm istediği tek bir hayat yaşamak olan Sabine, bu nihayet mümkün gibi göründüğünde, amacına ulaşmak için bir dizi tehlikeli deney yapmaya başlamıştı. Ama kendisine inanan tek adamı ve geri kalan her şeyi riske atmayı göze alabilecek miydi?


Kapakta demiş ya "
Mükemmel hayat mı? Yoksa mükemmel aşk mı?" diye... Bence mükemmel bi kitap :)

İki Hayat Arasında'ya başlarken diğer kitaplarda olduğu gibi uzun bir giriş bölümü yok. Direkt olarak Sabine'in düşünceleriyle başlıyoruz kitaba. Aslında kitabın direkt böyle başlaması çok hoşuma gitti.

Siz duygularını okurken ve ilk hayatını okurken, ikinci hayatıyla da tanışıyorsunuz... Alışana kadar bu iki hayat arasındaki geçişler biraz zorlayabiliyor insanı. Kitabı yarım bıraktığınızda "En son hangi hayatta ne olmuştu?" gibi bi düşünce geçebiliyor beyninizden ama kitaba alıştığınızda bu düşünce de gidiyor.

Hayatında her şey düzenli giderken bir gün Sabine ailesine yakalanıyor. Hem de çok kötü bir şekilde. Ailesi onu zorla bir merkeze yatırıyor. Ama diğer hayatında işler yolunda... Dex hariç! Yaklaşan mezuniyet gecesi ve yaptıkları planlar Sabine'i kaygılandırmaya başlıyor. Diğer hayatında doktoru konumunda olan Ethan'la da işler ilerlerken Sabine hislerine karar veremiyor. 

Kitabın sonu... :( Çok kötüydü ya... Yazar kitabın sonunda çok fena ters köşeye yatırıyor sizi. Okuduğunuz tüm kitap bir anda daha da güzelleşiyor. Sadece okuyup geçilecek bir roman olmaktan çok; çok önemli dersler de çıkaracağımız bir kitap İki Hayat Arasında...

Yazarın dili kullanımı ve çevirmenin başarısıyla, gerçekten ilgi çekici ve akıcı konusuyla, gerçek anlamda "Mükemmel Aşk"la, kitap kapağının başarısıyla; kısaca tek kelimeyle mükemmel bir kitaptı İki Hayat Arasında. 

Bize kitabı okuma fırsatı veren Yabancı Yayınları'na teşekkürler...

Çekiliş

a Rafflecopter giveaway

29 Eylül 2014 Pazartesi

Kaplan Laneti - Colleen Houck || 15. KCBT || Alıntılar



Evvvvvett... Bu sefer yepyeni bir turla, yepyeni bir distopya-fantastikle, yine bir Artemis kalitesiyle karşınızdayız. Neyi sevdim, neyi sevmedim onu 4 Ekim'de yorumumda göreceksiniz ama şimdi sizi alıtılarla baş başa bırakacağım :) Bu postumda KCBT Facebook sayfasında paylaşmadığımız alıntıları bulacaksınız. Yani aman dikkatli okuyun :P
        Hayat genelde mutlu bir sonuca varmayı engelleyecek kadar ümitsiz ve karmaşıktır.
        Uzanıp kaplan patisiyle sırtıma masaj yapmaya başladı. Ciğerlerime hava çekmeye çalışırken acı dolu bir kahkaha attım. Sanki inanılmaz ağır bir kedi üzerimde pançelerini bileyliyordu.
        Harika kokuyordu. Sandal ağacı kokusuna yaseminlerinki eklenmişti. Cennet böyle kokuyor olmalıydı.
        Canım çok acıdığı için bronz... Kaslı... Çıplak göğsünün keyfini çıkartamadım. Aslında, çıplak göğsüne bakıp iç geçirebiliyorsam iyiyim demektir, diye düşündüm. Tanrım, bunu fark etmemek için ölü olmam lazım.
        "Aşıkların dili geceleri ne kadar tatlıdır, kulaklara yumuşak bir şarkı gibi gelir." Şok oldum ve Ren'e doğru döndüm. "Bunu hatırlıyor musun? Romeo ve Juliet'ten!" Omzunu silkti. "Bana bir şeyler okurken seni dikkatle dinledim. Hoşuma gitmişti."
        Alaycı bir kahkaha attım. "Tatlıyı gecenin ilerleyen saatlerinde tek başına yiyeceksin çünkü seninle yemek yemekten sıkıldım." Mum ışığıyla aydınlanan masanın üzerinden bana doğru eğildi. "Yemek kimin umurunda, Kelsey? Şaka yapıyor olmalı! Fakat çok ciddiydi. Harika! Yine midemde kelebekler uçuşuyor.
        Laneti kırmak için sana ihtiyaç olmasa bile seni bu kodar kolay bırakır mıyım sanıyorsun? Geriye bile bakmadan hayatımdan çıkıp gidebilir misin?
        Pes ettim ve Bay Kusursuz'un duyularımı ele geçirmesine izin verdim. Kanım kaynadı, kalbim göğsümü çekiçledi, Ren'e duyduğum ihtiyaç arttı, kollarında zamanın nasıl geçtiğini unuttum. Sadece Ren'in farkındaydım. Dudakları, bedeni, ruhu, hepsini istiyordum.

        "Senden korkmuyorum, Ren. Sana hayatımı emanet edecek kadar güveniyorum. Sadece, daha önce kimseye bu kadar yakın olmadım." "Benim için de aynı şey geçerli. Şimdi, arkanı dön ve uyu. Seni uyarıyorum, bütün geceyi sen kollarımda uyurken geçirmeyi planlıyorum. Bunu bir daha ne zaman yapabilirim bilmiyorum. Bu yüzden rahatla ve Tanrı aşkına , kıpırdanıp durma!
        Bir süre Kishan'ı ve ne kadar güçlü göründüğünü düşündüm. Fakat aslında evcil bir kedi gibi zararsızdı, kardeşlerin tehlikeli olanı Ren'di. MAvi gözlü kaplan ne kadar masum görünse de büyüleyici bir avcıydı. Karşı koyulamazdı. Çok çekici, cezbedici ve ölümcüldü. Yaptığı her şey beni baştan çıkartıyor ve muhtemelen kalp sağlığımı bozuyordu.
        Bu kadarını beklemiyordum. Bir öpücük bu kadar... sıra dışı bir deneyim olamazdı. Birkaç saniye içerisinde evrenin kuralları kitabım yeniden yazılmıştı. Birden yeni biri olup çıkmıştım. Yeni doğan bir bebek gibi kırılgandım.
        "Siz kaplanlar ne düşünürseniz düşünün, ben kendi başımın çaresine bakabilirim." Kishan kolumu sıktı. "Belki de biz kaplanlar sana göz kulak olmaktan hoşlanıyoruz."
        Beyaz kaplan çok özel bir kaplandır. Kendine hakim olamaz ve birine, sağlam inançları olan bir kadına bağlanır. Bu kadının iradesi çok sağlamdır, iyiyi kötüden ayırt edebilme öngörüsüne sahiptir ve birçok engeli aşacak kadar güçlüdür.

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Kara Cadı - Nora Roberts || 12. KCBT || Nora Roberts Kimdir?

Nora Roberts (Eleanor Marie Robertson) 10 Ekim 1950 doğumlu, 63 yaşında ABD'li ünlü aşk ve macera romanları yazarıdır. 210'dan fazla roman yazmış, kitapları uzun süre en çok satanlar listesinde kalmış ve 35 ülkede basılmıştır. Ayrıca JD Robb takma adıyla 21. yüzyılda geçen Ölüm Serileri - In Death - adında polisiye aşk romanları da yazmaktadır.


Silver Sipring Maryland ABD’de beş çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak doğdu. Rahibelerin disiplini altındaki katolik okulunda okuduktan sonra genç yaşta evlendi ve Keedysville Maryland’e yerleşti. Kısa bir süre hukuk alanında sekreter olarak çalıştı. İki oğlu doğduktan sonra işini bıraktı ve evde farklı uğraşlar edindi.
Çok okuyan bir ailede yetişen Nora Roberts’ın, okumadığı ya da kafasında hikâyeler uydurmadığı zamanlar yok gibiydi. Böylece bir kalem ve bir defter alarak bu hikâyeleri yazmaya başladı. İlk denemeleri pek çok yayınevi tarafından red edildikten sonra, 1981 yılında ilk kitabı Irish Thoroughbred Silhouette Yayınevi tarafından basıldı. Esas çıkışını iseMacGregor Ailesi'nin maceralarını anlattığı serinin ilk kitabı, Playing the Odds ile 1985 yılında yaptı.
Nora, marangoz olan ikinci kocası Bruce Wilder ile evine kitap rafları yaptırmak istediği zaman tanıştı. Çift 1985 yılının Temmuz ayında evlendi. O günden beri evlerini genişlettiler, bir kitapçı dükkânı açtılar ve sık sık seyahat ediyorlar. Tarihi bir oteli satın alarak yeniden restore ettiler ama 2008 yılında, açılışına birkaç ay kala, çıkan bir yangında otel tamamen yandı. Nora ve Bruce vazgeçmeyerek, bu sevdikleri yeri, yeniden inşa ettiler ve 2009 yılının Şubat ayında açılışı gerçekleştirdiler.


Hayatı boyunca Nora’nın etrafı, hep erkeklerle çevrili olmuştur. Sadece evin en genci değil, aynı zamanda ailesinin tek kızıydı. İki oğlan çocuğu yetiştirdi. Bu yüzden erkek kafa yapısına iyi bir bakış açışı geliştirerek, romanlarında okuyucularına inanılmaz tatlar bırakıyor.
Nora yazdığı kitaplar ile, yayın dünyasından ve meslektaşlarından pek çok ödül kazanmıştır. Ayrıca seri halinde yazdığı kitaplar için şöyle demiştir:
“İlişkiler kitaplarımda daima anahtar rol oynamıştır. Aile hayatının hareketliliği, paylaşılan ve gelişen ortak hikâyeler beni cezbetmiştir. Birbirine bağlı kitaplarımda, karakterler daima önce gelir. Eğer hikâyelerini anlatmam için beni zorlamazlarsa, okuyucunun ilgileneceğine inanmam. Kitaplar boyunca ilerleyen, bir çizgi, bir konu ya da bir soru vardır ve sonunda çözülür. Karakterler, aralarındaki ilişkiler geliştikçe ve aşk ortaya çıktıkça her bir kitap kendi içinde tek olmalıdır ama okuyucunun istediğine inandığım şekilde birbirine bağlı olarak devam etmelidir."



Nora Roberts, 210’dan fazla kitap yazdığı halde, çok azı, Türkçe’ye tercüme edilmiştir. İlk kez, kitapları Harlequin Yayınları, Beyaz Dizi Kitapları’yla beraber çıkmıştır. Ayrıntılı olarak incelemek isterseniz buradan bakabilirsiniz :)

Çekilişimize de buradan katılın lütfen :) 

a Rafflecopter giveaway