Eveet :) Ön okuma postumdan sonra da bugün alıntıla postumla karşınızdayım :) Bana en güzel gelen, bazen duygulandığım bazen de güldüğüm yerleri sizlerle paylaşıcam... Ama... Asude hayranlarını biliyoruz, o yüzden benim gözümden kaçan sizin çok beğendiğiniz alıntıları da bu postun altına bekliyorum :)
Yasemin keyifle takıldı ona. "Aman Allah'ım, resmen yılbaşında dağıtılan donlar gibi kıpkırmızı oldun!"
... "Aksine, eğer çekip gidersen eminim bütün dünyayı zavallı insanlığın başına yıkmak pahasına seni alıp getirir."
"Yapar mı gerçekten?"
"Benim gördüğüm Tuna Üstüner galaksiyi bile ters yüz edebilir."
"Benim için mi yani?"
"Senin için... Piyasko Birlik Başkanı, uslanmaz, dağınık, paspal, geveze ve kesinlikle yırtık Deniz Üstüner için."
"Böyle diyince kendimden nefret ettim, Yaso"
"Senin de yerin burası. Yatağın değil, benim göğsümün sol tarafı... Yerin sadece burası. Anladın mı?"
P.S. Bu Tuna da isteyince romantik oluyo haa :P
Bir ölü gibi hissediyordum. Hissetmiyordum aslında boğuluyordum sadece. Sıcaktan değil, onsuzluktan...
O adam benim ciğerlerimle eş değerdi. Benim nefesimdi.
O an inat edeceğim tek şey onu sevmeye devam etmemdi. Yüzyıllar geçse de, kasırgalar vursa da, depremler yerle bir etse de bu inadımdan vazgeçemeyecek kadar derindi sevgim. Çoktan esir olmuştum ve Tuna Üstüner her hareketiyle esaret prangama bir kilit daha vuruyordu. Dünyanın görebileceği en gönüllü köleydim.
...benim bağımlılığım Tuna Üstüner isimli bir uyuşturucuydu.
Aşk, su içmeyi unutmak, peynirle patlıcanı karıştırmak, sabah uyanınca Acaba bugün gelecek mi? diye düşünmek ya da en sevdiğin dizinin saatini kaçırmaksa, fena halde aşık olmuş demekti.
Edi ile Büdü, Batman ile Robin, sucuk ile yumurta nasıl ayrılmaz ikiliyse, Deniz ile Yasemin de öyleydi.
"Aslında gerçekte o kadar soğuk değil. Sıcak biri. Ona sarıldığımda ısınıyorum bile."
"Kızım, sanki soba borusundan bahsediyorsun! Ona sarıldığında ne olduğundan bana ne? Ben adamın karakterini soruyorum...
"Özür dilerim," dedi inleyerek. "Seni seviyorum... Tüm aptallıklarım sadece seni sevdiğim için."
"En çok hangi rengi seviyorsun?"
"Mavi."
"Neden mavi?"
"Deniz mavidir de ondan."
"Benim en sevdiğim renk ise zümrüt yeşili... Gözlerinin rengi," dedim kısık bir sesle. "Sonra bir de siyah var; saçlarının rengi..."
"Ve pembe," diyen Tuna, tutkulu sesiyle sözümü kesti. "Dudakların," dedi bakışını dudaklarıma kaydırarak. "Ve beyaz var, ürperen tenin. Sonra kahve... Saçlarının yeni rengi. Ama en çok da kırmızı var. Seni öptüğümde yanakların..."
..."Sen tam olarak bir hapishanedesin. Benim himayemde ömür boyu bir mahkum olarak kalacaksın. Bana rastladığın için bu senin cezan!"
Aklıma gelen ilk şeyi söyledim. "Bu ancak benim ödülüm olur."
a Rafflecopter giveaway
Mükemmel Pabucumun Ajanı turumuz başladı :O :O :O Hala alıp okuyamadıysanız, buyurun size ön okumayı verelim :))
a Rafflecopter giveaway
Kitabın Adı: Çilek Mevsimi
Sayfa Sayısı: 512
Yayınevi: Müptela Yayınları
Seri Sıralaması: Aşkın Renkleri #1
Fiyatı: 23 TL
GR Puanı: 4.48/5
Puanım: 5/5
Adı gibi kokusu olsa çilek kokacak bir hikâye...
Bir bahar günü çilek kokuları içerisinde tanışan ve birbirlerinden ilk görüşte etkilenen Mira ve Yağız için aşkın büyüsüne kapılmak çok zor olmamıştı. Diğer taraftan, aralarına bir kara kedi gibi giren Yağızın tehlikelerle örülmüş geçmişi, mutluluklarının uzun sürmesine izin vermemişti. Hızlı ve tutkuyla başlayan bir aşkın özneleriyken kendilerini birdenbire hoyrat bir ayrılığın içinde bulan Yağız ve Miranın günlerine özlemin ıssızlığı sinmişti.
Günün birinde geçmişinin karmaşasını, sırlarını çözüp bir daha gitmemek üzere geri gelen Yağız, ardında bırakıp gittiği mutlu, tasasız, cıvıl cıvıl kadını aynı bulabilecek miydi? Derinden yaraladığı Miraya kendisini affettirebilecek miydi? Daha da önemlisi Yağız, Miraya yaşadıklarını unutturabilecek miydi?
"Ne olacağını bilmiyorum..." dedi onun bakışlarındaki tedirginliği yok etmek ister gibi, "Ama öğrenmek istiyorum Mira. Hayatımdaki tüm kaosa, tüm belirsizliğe rağmen bunu seninle yaşamayı istiyorum." diye fısıldadı ve ardından ekledi, "Çünkü seni incitebilme ihtimalime rağmen, seni istemekten vazgeçemiyorum."

Bir gün küçücük bir köşede gördüm Burcu Büyükyıldız ismini. Dedim ki kimmiş bu? Ne yazmış? Sonra ufacık bir mesaj attım yazara ve daha o anda sevmeye başladım. Kitap elimize gelene kadar belki her adımında arkasında olup, her adımında fikirler verdim. Her zaman ona güvendim. Sabrettik, bitiyor derken, bir gün zilin çalmasıyla ellerimdeydi Çilek Mevsimi.
Sayfayı her çevirdiğimde o güzel çilek kokusu doldu burnuma, o çilek kokusuyla kitap beni öyle bir sardı ki birkaç oturuşta bitti gitti.
Ufak kafesinde mutlu mesut çalışan bir kızdı Mira. Sonra Yağız geldi, dikkat çekici bir mimar. Mira'nın kahvenin yanında bir çilekli tart götürmesiyle de renklendi bütün olay. İlişkilerden kaçan Yağız, her gün kafeye bu güzel kızı görmek için geliyordu artık. Derken, aşkın büyüsüne kapılıverdiler.
Ama her şey, istenildiği gibi gitmez... Yağız'ın tehlikeli geçmişi, peşini bırakmadı. Unuttuğu, unutmak istediği kökleri onu bunu yapmaya mecbur kıldı. Evlendikten iki hafta sonra bir sabah Mira'yı bırakıp gitti. Masanın üstündeki bir not, bir yüzük ve canından bir parçayla...
Peki Yağız geri döndüğünde nelerle karşılaşacaktı? Ardında bıraktığı yaralı kadının ona olan güvenini tekrar kazanabilecek miydi? Mira'ya geçmişte yaşattığı o büyük acıyı unutturup yeniden mutlu olacaklar mıydı?
"Çilek mevsimiyle başlayan o tarifi imkansız aşkı, hazan mevsimine esir kalmıştı."
Konusu itibarıyla gerçekten dikkat çeken Çilek Mevsimi'nin içeriği de bir o kadar dikkat çekici. Hem günümüzü, hem geçmişi; hem İstanbul'da ki Mira'yı, hem de Mardin'de ki Yağız'ı birlikte anlatmayı başaran yazar, henüz ilk kitabı olmasına rağmen çok güzel bir iş çıkarmış. Kelimeleri kullanmasıyla ve betimlemeleriyle, kitapta hakim olan duyguyu bize tam olarak verebiliyor. Kimi zaman bir karaktere hakaretler yağdırırken, kimi zamansa karaktere aşık olabiliyorsunuz.
Töreyle aşkın mükemmel bir şekilde harmanlandığı, hem mutlu hem melankonik olan bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz.
"O kadar büyüktü ki içimdeki aşk, gün geçtikçe devleşti ve bana kendimi bile unutturdu. Senden başka bir şey bırakmadı ruhumda."
Çilek Mevsimi aynı zamanda "Aşkın Renkleri" serisinin ilk kitabı. İkinci kitap ise romandaki yan karakterlerden birinin - Mira'nın ababeyi Sarp - hikayesi olacak ve Aralık ayında satışa sunulması planlanıyor.
"Seninle yaşadığım her an unutulmaz."
İki Hayat Arasında için yorumumu okudunuz... Sıra geldi kitaptan alıntılaı okumaya :) Ben bunları beğendim, not ettim, size yazıyorum... Umarım siz de beğenirsiniz ^.^
Bütün hayatım boyunca bir seçenek olmamıştı. İki hayat yaşıyordum, o kadar. Hiçbir zaman biri veya öbürü olmamıştı, ikiye ayrılmıştım ve tamamen yalnızdım. Ama şimdi... şimdi bir şans vardı. Umut vardı. Normal bir var oluş ihtimali vardı.
Ah tanrım, bu çocuktan çok fena hoşlanıyordum. Yani, temelde doktorum sayılırdı ve beni... doktor-hasta ilişkisi dışında umursadığını düşünmemi sağlayacak hiçbir şey yapmamıştı. Ama... teknik olarak doktor değildi. Ve beni gerçekten muzdarip olduğum bir rahatsızlık için tedavi ediyor da değildi.
Nefes alabilmek istiyorum. Beni önemseyen insanlarla olduğumu bilmek istiyorum -benliğimin tamamını önemseyen insanlarla. Ve onları önemsemek konusunda özgür olmak istiyorum. Onlara hakkımda her şeyi söyleyebilmek, sürekli yalan söyleyip numara yapmak istemiyorum. Bir gün yanlışlıkla uyarsam aynı yerde uyanacağımı bilmek istiyorum. Her günü bir kere, elimden geldiğince en iyi şekilde yaşamak istiyorum.
"Birinin seni tanımasını istediğini söyledin. Belki de ben de sadece birinin beni tanımasını istiyorumdur. Bu dünyada sen olmazsan paylaştığımız her anın hatırası kaybolacak. Sadece başkaları bizi gördüğü için varız. Varlığımın bir parçası..." yutkundu, "önemli bir parçası, sadece sen burada onu gördüğüm için var.
"Ve bu sana çok garip gelebilir ama mutluyum." Omzumu silktim. "Hayattayım."
Hatıralarım, sadece benim onları taşımam ve kalbimde saklamam içindi.
İki hayatım vardı ama yine de sadece bir hayalettim.
Eğer daha fazlasını da isterseniz, Facebook sayfamızdan görsellerimize bakabilirsiniz :) Bir dahaki postta görüşmek üzere...
a Rafflecopter giveaway

Kitabın Adı: İki Hayat Arasında
Sayfa Sayısı: 318
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Fiyatı: 20 TL
GR Puanı: 4.20/5
Puanım: 4,5/5
Mükemmel hayat mı?
Yoksa mükemmel aşk mı?
Sen seç.
Sabine herkes gibi değildi. Kendini bildi bileli, iki hayatı vardı. Her yirmi dört saate bir Değişim geçiriyor ve her günü iki kere yaşıyordu.
Mükemmel Hayat
.
Wellesley'de, Sabine istediği her şeye sahipti: cazibeli arkadaşlar, şık kıyafetler, başarılı bir okul yaşamı, herkesin birlikte olmak istediği bir sevgili ve göz kamaştırıcı bir gelecek...
Mükemmel Aşk.
Roxbury'de Sabine'in bambaşka bir hayatı vardı: maddi zorluklar çeken bir aile, serseri arkadaşlar ve sırrı ortaya çıktığında başına gelen korkunç olaylar… Ama sonra Ethan'la tanıştı. Yakışıklı ve ilgi çekiciydi; üstelik Sabine, daha önce hiç kimse için böyle şeyler hissetmemişti.
Tüm istediği tek bir hayat yaşamak olan Sabine, bu nihayet mümkün gibi göründüğünde, amacına ulaşmak için bir dizi tehlikeli deney yapmaya başlamıştı. Ama kendisine inanan tek adamı ve geri kalan her şeyi riske atmayı göze alabilecek miydi?

Kapakta demiş ya "Mükemmel hayat mı? Yoksa mükemmel aşk mı?" diye... Bence mükemmel bi kitap :)
İki Hayat Arasında'ya başlarken diğer kitaplarda olduğu gibi uzun bir giriş bölümü yok. Direkt olarak Sabine'in düşünceleriyle başlıyoruz kitaba. Aslında kitabın direkt böyle başlaması çok hoşuma gitti.
Siz duygularını okurken ve ilk hayatını okurken, ikinci hayatıyla da tanışıyorsunuz... Alışana kadar bu iki hayat arasındaki geçişler biraz zorlayabiliyor insanı. Kitabı yarım bıraktığınızda "En son hangi hayatta ne olmuştu?" gibi bi düşünce geçebiliyor beyninizden ama kitaba alıştığınızda bu düşünce de gidiyor.
Hayatında her şey düzenli giderken bir gün Sabine ailesine yakalanıyor. Hem de çok kötü bir şekilde. Ailesi onu zorla bir merkeze yatırıyor. Ama diğer hayatında işler yolunda... Dex hariç! Yaklaşan mezuniyet gecesi ve yaptıkları planlar Sabine'i kaygılandırmaya başlıyor. Diğer hayatında doktoru konumunda olan Ethan'la da işler ilerlerken Sabine hislerine karar veremiyor.
Kitabın sonu... :( Çok kötüydü ya... Yazar kitabın sonunda çok fena ters köşeye yatırıyor sizi. Okuduğunuz tüm kitap bir anda daha da güzelleşiyor. Sadece okuyup geçilecek bir roman olmaktan çok; çok önemli dersler de çıkaracağımız bir kitap İki Hayat Arasında...
Yazarın dili kullanımı ve çevirmenin başarısıyla, gerçekten ilgi çekici ve akıcı konusuyla, gerçek anlamda "Mükemmel Aşk"la, kitap kapağının başarısıyla; kısaca tek kelimeyle mükemmel bir kitaptı İki Hayat Arasında.
Bize kitabı okuma fırsatı veren Yabancı Yayınları'na teşekkürler...
Çekiliş
a Rafflecopter giveaway
Kitabın Adı: Aşkın Müziği
Sayfa Sayısı: 318
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Seri Sıralaması: Stage Dive #1
Fiyatı: 20 TL
GR Puanı: 4.19/5
Puanım: 4/5
Vegas'ta geçireceği gecenin sabahını hiç de böyle planlamamıştı… Evelyn Thomas'ın yirmi birinci doğum gününü Las Vegas'ta kutlamak gibi büyük planları vardı. Ama kesinlikle akşamdan kalma bir halde banyo zemininde uyanmak, otel odasında son derece yakışıklı ve dövmeli yarı çıplak bir adamın varlığı ve parmağında King Kong'u korkutabilecek boyutta bir yüzük bu planlar arasında değildi. Bir de tüm bunların nasıl olduğunu bir hatırlayabilseydi…
Aşkın Müziği bu tarzda okuduğum en iyi kitaplardan biriydi diyebilirim herhalde. Bir kere başlangıcı, diğer kitaplardan o kadar farklı ki daha en başından insan kitabı merak etmeye başlıyor. Yani sizde bir sabah uyandığınızda bir rock grubunun üyesiyle evli olduğunuzu öğrenseniz, ve adam tam bi "meteor"sa ne yaparsınız ki?
Başından sonuna kadar hiç sıkılmadan okudum, çünkü kitap boş bir kitap değil. Bir bölümün sonuna geldiğinizde diğerine geçmeden edemiyorsunuz. Yine klasik geçmişi yaralı kişiliklerimiz vardı ama yazar bunu bile o kadar değişik bir şekilde veriyor ki bu bile sizi rahatsız etmiyor.
Ve işin daha iyi tarafı hiçbir yerde vıcık vıcık bir aşk yoktu. Yazar kitap boyunca tüm duyguları dengede tutmayı başarmış. Ve yine kitap boyunca çok fazlaydı diyebileceğim cinsellik içeren bölümleri yok. Her şeyi belirli bir düzene oturtmuş yazar ve kitap elinizin altında bitiveriyor.
Kısaca Aşkın Müziği kesinlikle okunması gereken bir kitap, çünkü okuyacağınız diğer kitaplardan çok daha farklı bir içeriğe sahip. İlk bölümü okumak isterseniz sizi biraz aşağı alalım O:) Ve buıradan Yabancı Yayınları'na "İkinci kitabı hemen isteriz!" diyelim :P
Kitabın Adı: Kaplan Laneti
Sayfa Sayısı: 469
Yayınevi: Artemis Yayınları
Seri Sıralaması: Kaplan Masalı #1
Fiyatı: 24 TL
GR Puanı: 4.13
Puanım: 3.5
"Ölmek üzereydim. Biliyordum. En azından artnmıyordu. Sadece, onu sevdiğimi söylemek istiyordum.Ama sonra birden karanlık beni ele geçirdi…"
"Tatlı bir aşk hikâyesi ve kalbinizi sıkıştıracak bir macera. Daha ilk birkaç sayfada kendimi çığlık çığlığa tırnaklarımı yerken buldum. Kısacası, Kaplan Laneti sihirli!"
-Becca Fitzpatrick New York Times çoksatarı yazar-
Öncelikle kitapta ilgili iyi şeyleri mi söylesem kötüleri mi bilmiyorum. Çünkü hem çok iyi şeyler vardı hem de çok kötü şeyler. Neyse önce kötülerden başlayayım...
Kitabın içinde aşırı derecede fazla yazım hatası var. Ufak tefek ya da az sayıda olsa bir şey demem ama "Siz misafirsin." diye bir cümle bile görmüşken kitapta, gerisini siz düşünün. Eh redaksiyonu böyle olan kitabın çevirisi de aman aman mükemmel değil, normal bir çeviri. Sonra, kitabın başlarında ciddi anlamda sıkıldım. Sürekli aynı şeyler oluyor falan... Tamam bir şeyler olacak ama o şey olana kadar sıkıldım. Ve son olarak da kitabın sonu... Aslında böyle bir yerde bırakması normal, çünkü bu kitap serinin bir parçası ama ne bileyim, nolurdu daha iyi bir son olsaydı...
Geçelim iyi şeylere. Bir kere kitap özgün... Siz nerede okudunuz insana dönen kaplanları, Hint mitolojisini? O tılsımlar, garip maceralar, her macerada farklı dünyalar, maymun tanrıları, canlanan heykeller, Hannuman'ın Diyarı... Daha bir sürü şey var kitapta. Bu kitapta farklı bir tat var, lanetli bir kaplan, kaplana aşık olan ve laneti kaldırmaya kararlı bir kız var. Aşk var, macera var; piramitler, yeni dünyalar, kıskançlıklar, gizemler, sırlar var...
Eğer herzamanki distopik-fantastik kitaplardan sıkıldıysanız bu kitap tam sizlik. Aslında sıkıldıysanız değil, bu tarzı seviyorsanız mutlaka okumanız, bu dünyaya girmeniz gereken bir kitap.
Çekilişe katılmak için tıklamanız yeterli :)