1 Aralık 2014 Pazartesi

Pabucumun Ajanı 2 - Asude || 17. KCBT || Yorum, Çekiliş


Kitabın Adı: Pabucumun Ajanı 2
Sayfa Sayısı: 655
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Seri Sıralaması: Pabucumun Ajanı #2
Fiyatı: 25 TL
GR Puanı: 5/5
Puanım: 4.5/5

Macera yandığı yerden devam ediyor!

Evet, o ateş hâlâ yanıyor ve kimse söndürmek istemiyor!

Tuna Üstüner’le yaşadığım delidolu, dengesiz, kavgalı, bir o kadar da tutku dolu aşkım bana yepyeni bir hayat bahşetmişti. Öncelik sırasında birinciliği kimseye kaptırmayan bu adamın kollarında, bakışlarının gölgesinde, sahiplenici varlığının esaretinde olmak müthişti. Yeni bir kimliğe sahip olmuş, Deniz Üstüner olmanın lüksüne varmıştım. Kurumsal Kasıntım beni kendi dünyasına almış ve benim dünyama girmişti. Her şey o kadar güzeldi ki, bir hayal gibi…

Ta ki o güne kadar!

Saklanan sırlar çözülüp, gizlenen yalanlar açığa çıkınca, o hayal dünyası da yıkıldı. Ama benim o enkazın altında kalmaya hiç niyetim yoktu. Peki, buz tutan bir kalbi yeniden ısıtabilir miydim? Belki bunu ben yapamazdım, ama kaçınılmaz olarak yeniden bir araya geldiğimizde, Tuna’nın kalbi bu savaşa tek başına girmek zorunda kalacaktı.

Bir yandan yaralı kalplerimizle biz, diğer yandan tatlı ve gizemli bir aşka yelken açan Yasemin ve Mert…

Kazanan aşk mı, ayrılık mı olacak?
Bildiğim tek şey, bu hikâyede herkes yanacak!


Asude ablaaa.... Sen ne yaptın yine :D Her zamanki gibi yine çok güzel bir kitaptı. Öncelikle o kapak...Normalde böyle cicili bicili kapakları hiç sevmem ama kitap Pabucumun Ajanı olunca o kadar güzel uyuyor ki kitaba, bir şey diyemiyorum, hatta kapağa bayılıyorumm :D 

Kitap enn kalın Asude kitabıydı ama buna rağmen hemen bitiverdi. Ama bir hikayemi de anlatmadan geçemeyeceğim. Bütün üyelere kitap geldi, bende hala yok kitap... Önceki gün de telefonumu biri aradı, geri aradım cevap vermedi.(kargoymuş.) Haftasonu bekledim, artık pazartesi terziye sordum. Evde olmadığım zaman kargolarımı terzi alıyor çünkü... Ben sordum o dedi Pabucumun Ajanı mı? Evet dedim... Meğer kadın açmış pakedi, okumaya başlamış, hatta bitirmiş... Dedim ama o ikinci kitaptı! Dedi ben zaten bunu bekliyordum, birinciyi okudum, çok iyi oldu bana... Bir de yetmedi, Tuna gibi bi insan yok ki etrafımızda dedi. :O :O


ASUNNYLER HER YERDE!!! 


Bu kitapta Tuna ve Deniz bence mükemmeldi. Yine kavgaları, aşkları, didişmeleri çok tatlıydı. Yasemin ve Deniz bi aradayken ise kopmak garanti :D Bir de benim kötü bi huyum var: Kitabı elime alınca en son sayfadaki en son cümleye bakarım. Ama bi insan daha ilk anda spoiler yer mi? YER! Siz sakın benim gibi açıp okumayın orayı :D :D

Çok uzatmamak gerekirse. Her zamanki o güzel, tadında, "komikli", aşk dolu, biraz daha fazla ihtiraslı ( :O ), kalın olmasına rağmen bir çırpıda biten, mükemmel bir Asude kitabıydı. Okumalı mısınız? EVET! Çünkü hem aşkı hem de komediyi başka hiçbir kitapta bu kadar iyi yaşayamazsınız.
a Rafflecopter giveaway

Pabucumun Ajanı 2 - Asude || 17. KCBT || Alıntılar, Çekiliş

Eveet :) Ön okuma postumdan sonra da bugün alıntıla postumla karşınızdayım :) Bana en güzel gelen, bazen duygulandığım bazen de güldüğüm yerleri sizlerle paylaşıcam... Ama... Asude hayranlarını biliyoruz, o yüzden benim gözümden kaçan sizin çok beğendiğiniz alıntıları da bu postun altına bekliyorum :)
        Yasemin keyifle takıldı ona. "Aman Allah'ım, resmen yılbaşında dağıtılan donlar gibi kıpkırmızı oldun!"
        ... "Aksine, eğer çekip gidersen eminim bütün dünyayı zavallı insanlığın başına yıkmak pahasına seni alıp getirir." "Yapar mı gerçekten?" "Benim gördüğüm Tuna Üstüner galaksiyi bile ters yüz edebilir." "Benim için mi yani?" "Senin için... Piyasko Birlik Başkanı, uslanmaz, dağınık, paspal, geveze ve kesinlikle yırtık Deniz Üstüner için." "Böyle diyince kendimden nefret ettim, Yaso"
        "Senin de yerin burası. Yatağın değil, benim göğsümün sol tarafı... Yerin sadece burası. Anladın mı?" P.S. Bu Tuna da isteyince romantik oluyo haa :P
        Bir ölü gibi hissediyordum. Hissetmiyordum aslında boğuluyordum sadece. Sıcaktan değil, onsuzluktan...
        O adam benim ciğerlerimle eş değerdi. Benim nefesimdi.

        O an inat edeceğim tek şey onu sevmeye devam etmemdi. Yüzyıllar geçse de, kasırgalar vursa da, depremler yerle bir etse de bu inadımdan vazgeçemeyecek kadar derindi sevgim. Çoktan esir olmuştum ve Tuna Üstüner her hareketiyle esaret prangama bir kilit daha vuruyordu. Dünyanın görebileceği en gönüllü köleydim.
        ...benim bağımlılığım Tuna Üstüner isimli bir uyuşturucuydu.
        Aşk, su içmeyi unutmak, peynirle patlıcanı karıştırmak, sabah uyanınca Acaba bugün gelecek mi? diye düşünmek ya da en sevdiğin dizinin saatini kaçırmaksa, fena halde aşık olmuş demekti.
        Edi ile Büdü, Batman ile Robin, sucuk ile yumurta nasıl ayrılmaz ikiliyse, Deniz ile Yasemin de öyleydi.
        "Aslında gerçekte o kadar soğuk değil. Sıcak biri. Ona sarıldığımda ısınıyorum bile." "Kızım, sanki soba borusundan bahsediyorsun! Ona sarıldığında ne olduğundan bana ne? Ben adamın karakterini soruyorum...
        "Özür dilerim," dedi inleyerek. "Seni seviyorum... Tüm aptallıklarım sadece seni sevdiğim için."
        "En çok hangi rengi seviyorsun?" "Mavi." "Neden mavi?" "Deniz mavidir de ondan." "Benim en sevdiğim renk ise zümrüt yeşili... Gözlerinin rengi," dedim kısık bir sesle. "Sonra bir de siyah var; saçlarının rengi..." "Ve pembe," diyen Tuna, tutkulu sesiyle sözümü kesti. "Dudakların," dedi bakışını dudaklarıma kaydırarak. "Ve beyaz var, ürperen tenin. Sonra kahve... Saçlarının yeni rengi. Ama en çok da kırmızı var. Seni öptüğümde yanakların..."
        ..."Sen tam olarak bir hapishanedesin. Benim himayemde ömür boyu bir mahkum olarak kalacaksın. Bana rastladığın için bu senin cezan!" Aklıma gelen ilk şeyi söyledim. "Bu ancak benim ödülüm olur."
a Rafflecopter giveaway

Pabucumun Ajanı 2 - Asude || 17. KCBT || Ön Okuma, Çekiliş

Mükemmel Pabucumun Ajanı turumuz başladı :O :O :O Hala alıp okuyamadıysanız, buyurun size ön okumayı verelim :))
a Rafflecopter giveaway

19 Kasım 2014 Çarşamba

Kitap Yorumu: Çilek Mevsimi || Burcu Büyükyıldız


Kitabın Adı: Çilek Mevsimi

Sayfa Sayısı: 512
Yayınevi: Müptela Yayınları
Seri Sıralaması: Aşkın Renkleri #1
Fiyatı: 23 TL
GR Puanı: 4.48/5
Puanım: 5/5

Adı gibi kokusu olsa çilek kokacak bir hikâye...

Bir bahar günü çilek kokuları içerisinde tanışan ve birbirlerinden ilk görüşte etkilenen Mira ve Yağız için aşkın büyüsüne kapılmak çok zor olmamıştı. Diğer taraftan, aralarına bir kara kedi gibi giren Yağızın tehlikelerle örülmüş geçmişi, mutluluklarının uzun sürmesine izin vermemişti. Hızlı ve tutkuyla başlayan bir aşkın özneleriyken kendilerini birdenbire hoyrat bir ayrılığın içinde bulan Yağız ve Miranın günlerine özlemin ıssızlığı sinmişti.

Günün birinde geçmişinin karmaşasını, sırlarını çözüp bir daha gitmemek üzere geri gelen Yağız, ardında bırakıp gittiği mutlu, tasasız, cıvıl cıvıl kadını aynı bulabilecek miydi? Derinden yaraladığı Miraya kendisini affettirebilecek miydi? Daha da önemlisi Yağız, Miraya yaşadıklarını unutturabilecek miydi?

"Ne olacağını bilmiyorum..." dedi onun bakışlarındaki tedirginliği yok etmek ister gibi, "Ama öğrenmek istiyorum Mira. Hayatımdaki tüm kaosa, tüm belirsizliğe rağmen bunu seninle yaşamayı istiyorum." diye fısıldadı ve ardından ekledi, "Çünkü seni incitebilme ihtimalime rağmen, seni istemekten vazgeçemiyorum."


Bir gün küçücük bir köşede gördüm Burcu Büyükyıldız ismini. Dedim ki kimmiş bu? Ne yazmış? Sonra ufacık bir mesaj attım yazara ve daha o anda sevmeye başladım. Kitap elimize gelene kadar belki her adımında arkasında olup, her adımında fikirler verdim. Her zaman ona güvendim. Sabrettik, bitiyor derken, bir gün zilin çalmasıyla ellerimdeydi Çilek Mevsimi. 

Sayfayı her çevirdiğimde o güzel çilek kokusu doldu burnuma, o çilek kokusuyla kitap beni öyle bir sardı ki birkaç oturuşta bitti gitti. 

Ufak kafesinde mutlu mesut çalışan bir kızdı Mira. Sonra Yağız geldi, dikkat çekici bir mimar. Mira'nın kahvenin yanında bir çilekli tart götürmesiyle de renklendi bütün olay. İlişkilerden kaçan Yağız, her gün kafeye bu güzel kızı görmek için geliyordu artık. Derken, aşkın büyüsüne kapılıverdiler.

Ama her şey, istenildiği gibi gitmez... Yağız'ın tehlikeli geçmişi, peşini bırakmadı. Unuttuğu, unutmak istediği kökleri onu bunu yapmaya mecbur kıldı. Evlendikten iki hafta sonra bir sabah Mira'yı bırakıp gitti. Masanın üstündeki bir not, bir yüzük ve canından bir parçayla...

Peki Yağız geri döndüğünde nelerle karşılaşacaktı? Ardında bıraktığı yaralı kadının ona olan güvenini tekrar kazanabilecek miydi? Mira'ya geçmişte yaşattığı o büyük acıyı unutturup yeniden mutlu olacaklar mıydı?

"Çilek mevsimiyle başlayan o tarifi imkansız aşkı, hazan mevsimine esir kalmıştı."

Konusu itibarıyla gerçekten dikkat çeken Çilek Mevsimi'nin içeriği de bir o kadar dikkat çekici. Hem günümüzü, hem geçmişi; hem İstanbul'da ki Mira'yı, hem de Mardin'de ki Yağız'ı birlikte anlatmayı başaran yazar, henüz ilk kitabı olmasına rağmen çok güzel bir iş çıkarmış. Kelimeleri kullanmasıyla ve betimlemeleriyle, kitapta hakim olan duyguyu bize tam olarak verebiliyor. Kimi zaman bir karaktere hakaretler yağdırırken, kimi zamansa karaktere aşık olabiliyorsunuz. 

Töreyle aşkın mükemmel bir şekilde harmanlandığı, hem mutlu hem melankonik olan bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz.

"O kadar büyüktü ki içimdeki aşk, gün geçtikçe devleşti ve bana kendimi bile unutturdu. Senden başka bir şey bırakmadı ruhumda."

Çilek Mevsimi aynı zamanda "Aşkın Renkleri" serisinin ilk kitabı. İkinci kitap ise romandaki yan karakterlerden birinin - Mira'nın ababeyi Sarp - hikayesi olacak ve Aralık ayında satışa sunulması planlanıyor.  

"Seninle yaşadığım her an unutulmaz."

14 Kasım 2014 Cuma

İki Hayat Arasında - Jessica Shirvington || 16. KCBT || Alıtılar, Çekiliş

İki Hayat Arasında için yorumumu okudunuz... Sıra geldi kitaptan alıntılaı okumaya :) Ben bunları beğendim, not ettim, size yazıyorum... Umarım siz de beğenirsiniz ^.^
        Bütün hayatım boyunca bir seçenek olmamıştı. İki hayat yaşıyordum, o kadar. Hiçbir zaman biri veya öbürü olmamıştı, ikiye ayrılmıştım ve tamamen yalnızdım. Ama şimdi... şimdi bir şans vardı. Umut vardı. Normal bir var oluş ihtimali vardı.
        Ah tanrım, bu çocuktan çok fena hoşlanıyordum. Yani, temelde doktorum sayılırdı ve beni... doktor-hasta ilişkisi dışında umursadığını düşünmemi sağlayacak hiçbir şey yapmamıştı. Ama... teknik olarak doktor değildi. Ve beni gerçekten muzdarip olduğum bir rahatsızlık için tedavi ediyor da değildi.
        Nefes alabilmek istiyorum. Beni önemseyen insanlarla olduğumu bilmek istiyorum -benliğimin tamamını önemseyen insanlarla. Ve onları önemsemek konusunda özgür olmak istiyorum. Onlara hakkımda her şeyi söyleyebilmek, sürekli yalan söyleyip numara yapmak istemiyorum. Bir gün yanlışlıkla uyarsam aynı yerde uyanacağımı bilmek istiyorum. Her günü bir kere, elimden geldiğince en iyi şekilde yaşamak istiyorum.
        "Birinin seni tanımasını istediğini söyledin. Belki de ben de sadece birinin beni tanımasını istiyorumdur. Bu dünyada sen olmazsan paylaştığımız her anın hatırası kaybolacak. Sadece başkaları bizi gördüğü için varız. Varlığımın bir parçası..." yutkundu, "önemli bir parçası, sadece sen burada onu gördüğüm için var.
        "Ve bu sana çok garip gelebilir ama mutluyum." Omzumu silktim. "Hayattayım."
        Hatıralarım, sadece benim onları taşımam ve kalbimde saklamam içindi.
        İki hayatım vardı ama yine de sadece bir hayalettim.

Eğer daha fazlasını da isterseniz, Facebook sayfamızdan görsellerimize bakabilirsiniz :) Bir dahaki postta görüşmek üzere...

 
a Rafflecopter giveaway

11 Kasım 2014 Salı

İki Hayat Arasında - Jessica Shirvington || 16. KCBT || Yorum, Çekiliş


Kitabın Adı: İki Hayat Arasında
Sayfa Sayısı: 318
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Fiyatı: 20 TL
GR Puanı: 4.20/5
Puanım: 4,5/5

Mükemmel hayat mı?
Yoksa mükemmel aşk mı?
Sen seç.

 Sabine herkes gibi değildi. Kendini bildi bileli, iki hayatı vardı. Her yirmi dört saate bir Değişim geçiriyor ve her günü iki kere yaşıyordu.

Mükemmel Hayat
.
Wellesley'de, Sabine istediği her şeye sahipti: cazibeli arkadaşlar, şık kıyafetler, başarılı bir okul yaşamı, herkesin birlikte olmak istediği bir sevgili ve göz kamaştırıcı bir gelecek...

Mükemmel Aşk.


Roxbury'de Sabine'in bambaşka bir hayatı vardı: maddi zorluklar çeken bir aile, serseri arkadaşlar ve sırrı ortaya çıktığında başına gelen korkunç olaylar… Ama sonra Ethan'la tanıştı. Yakışıklı ve ilgi çekiciydi; üstelik Sabine, daha önce hiç kimse için böyle şeyler hissetmemişti.

Tüm istediği tek bir hayat yaşamak olan Sabine, bu nihayet mümkün gibi göründüğünde, amacına ulaşmak için bir dizi tehlikeli deney yapmaya başlamıştı. Ama kendisine inanan tek adamı ve geri kalan her şeyi riske atmayı göze alabilecek miydi?


Kapakta demiş ya "
Mükemmel hayat mı? Yoksa mükemmel aşk mı?" diye... Bence mükemmel bi kitap :)

İki Hayat Arasında'ya başlarken diğer kitaplarda olduğu gibi uzun bir giriş bölümü yok. Direkt olarak Sabine'in düşünceleriyle başlıyoruz kitaba. Aslında kitabın direkt böyle başlaması çok hoşuma gitti.

Siz duygularını okurken ve ilk hayatını okurken, ikinci hayatıyla da tanışıyorsunuz... Alışana kadar bu iki hayat arasındaki geçişler biraz zorlayabiliyor insanı. Kitabı yarım bıraktığınızda "En son hangi hayatta ne olmuştu?" gibi bi düşünce geçebiliyor beyninizden ama kitaba alıştığınızda bu düşünce de gidiyor.

Hayatında her şey düzenli giderken bir gün Sabine ailesine yakalanıyor. Hem de çok kötü bir şekilde. Ailesi onu zorla bir merkeze yatırıyor. Ama diğer hayatında işler yolunda... Dex hariç! Yaklaşan mezuniyet gecesi ve yaptıkları planlar Sabine'i kaygılandırmaya başlıyor. Diğer hayatında doktoru konumunda olan Ethan'la da işler ilerlerken Sabine hislerine karar veremiyor. 

Kitabın sonu... :( Çok kötüydü ya... Yazar kitabın sonunda çok fena ters köşeye yatırıyor sizi. Okuduğunuz tüm kitap bir anda daha da güzelleşiyor. Sadece okuyup geçilecek bir roman olmaktan çok; çok önemli dersler de çıkaracağımız bir kitap İki Hayat Arasında...

Yazarın dili kullanımı ve çevirmenin başarısıyla, gerçekten ilgi çekici ve akıcı konusuyla, gerçek anlamda "Mükemmel Aşk"la, kitap kapağının başarısıyla; kısaca tek kelimeyle mükemmel bir kitaptı İki Hayat Arasında. 

Bize kitabı okuma fırsatı veren Yabancı Yayınları'na teşekkürler...

Çekiliş

a Rafflecopter giveaway

1 Kasım 2014 Cumartesi

Kitap Yorumu ve Ön Okuma: Aşkın Müziği || Kylie Scott


Kitabın Adı: Aşkın Müziği
Sayfa Sayısı: 318
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Seri Sıralaması: Stage Dive #1
Fiyatı: 20 TL
GR Puanı: 4.19/5
Puanım: 4/5

Vegas'ta geçireceği gecenin sabahını hiç de böyle planlamamıştı… Evelyn Thomas'ın yirmi birinci doğum gününü Las Vegas'ta kutlamak gibi büyük planları vardı. Ama kesinlikle akşamdan kalma bir halde banyo zemininde uyanmak, otel odasında son derece yakışıklı ve dövmeli yarı çıplak bir adamın varlığı ve parmağında King Kong'u korkutabilecek boyutta bir yüzük bu planlar arasında değildi. Bir de tüm bunların nasıl olduğunu bir hatırlayabilseydi…

Aşkın Müziği bu tarzda okuduğum en iyi kitaplardan biriydi diyebilirim herhalde. Bir kere başlangıcı, diğer kitaplardan o kadar farklı ki daha en başından insan kitabı merak etmeye başlıyor. Yani sizde bir sabah uyandığınızda bir rock grubunun üyesiyle evli olduğunuzu öğrenseniz, ve adam tam bi "meteor"sa ne yaparsınız ki?

Başından sonuna kadar hiç sıkılmadan okudum, çünkü kitap boş bir kitap değil. Bir bölümün sonuna geldiğinizde diğerine geçmeden edemiyorsunuz. Yine klasik geçmişi yaralı kişiliklerimiz vardı ama yazar bunu bile o kadar değişik bir şekilde veriyor ki bu bile sizi rahatsız etmiyor. 

Ve işin daha iyi tarafı hiçbir yerde vıcık vıcık bir aşk yoktu. Yazar kitap boyunca tüm duyguları dengede tutmayı başarmış. Ve yine kitap boyunca çok fazlaydı diyebileceğim cinsellik içeren bölümleri yok. Her şeyi belirli bir düzene oturtmuş yazar ve kitap elinizin altında bitiveriyor.

Kısaca Aşkın Müziği kesinlikle okunması gereken bir kitap, çünkü okuyacağınız diğer kitaplardan çok daha farklı bir içeriğe sahip. İlk bölümü okumak isterseniz sizi biraz aşağı alalım O:) Ve buıradan Yabancı Yayınları'na "İkinci kitabı hemen isteriz!" diyelim :P

3 Ekim 2014 Cuma

Kaplan Laneti - Colleen Houck || 15. KCBT || Yorum

Kitabın Adı: Kaplan Laneti
Sayfa Sayısı: 469
Yayınevi: Artemis Yayınları
Seri Sıralaması: Kaplan Masalı #1
Fiyatı: 24 TL
GR Puanı: 4.13
Puanım: 3.5

"Ölmek üzereydim. Biliyordum. En azından artnmıyordu. Sadece, onu sevdiğimi söylemek istiyordum.Ama sonra birden karanlık beni ele geçirdi…"

"Tatlı bir aşk hikâyesi ve kalbinizi sıkıştıracak bir macera. Daha ilk birkaç sayfada kendimi çığlık çığlığa tırnaklarımı yerken buldum. Kısacası, Kaplan Laneti sihirli!"
-Becca Fitzpatrick New York Times çoksatarı yazar-


Öncelikle kitapta ilgili iyi şeyleri mi söylesem kötüleri mi bilmiyorum. Çünkü hem çok iyi şeyler vardı hem de çok kötü şeyler. Neyse önce kötülerden başlayayım...

Kitabın içinde aşırı derecede fazla yazım hatası var. Ufak tefek ya da az sayıda olsa bir şey demem ama 
"Siz misafirsin." diye bir cümle bile görmüşken kitapta, gerisini siz düşünün. Eh redaksiyonu böyle olan kitabın çevirisi de aman aman mükemmel değil, normal bir çeviri. Sonra, kitabın başlarında ciddi anlamda sıkıldım. Sürekli aynı şeyler oluyor falan... Tamam bir şeyler olacak ama o şey olana kadar sıkıldım. Ve son olarak da kitabın sonu... Aslında böyle bir yerde bırakması normal, çünkü bu kitap serinin bir parçası ama ne bileyim, nolurdu daha iyi bir son olsaydı...

Geçelim iyi şeylere. Bir kere kitap özgün... Siz nerede okudunuz insana dönen kaplanları, Hint mitolojisini? O tılsımlar, garip maceralar, her macerada farklı dünyalar, maymun tanrıları, canlanan heykeller, Hannuman'ın Diyarı... Daha bir sürü şey var kitapta. Bu kitapta farklı bir tat var, lanetli bir kaplan, kaplana aşık olan ve laneti kaldırmaya kararlı bir kız var. Aşk var, macera var; piramitler, yeni dünyalar, kıskançlıklar, gizemler, sırlar var...

Eğer herzamanki distopik-fantastik kitaplardan sıkıldıysanız bu kitap tam sizlik. Aslında sıkıldıysanız değil, bu tarzı seviyorsanız mutlaka okumanız, bu dünyaya girmeniz gereken bir kitap.

Çekilişe katılmak için tıklamanız yeterli :)

29 Eylül 2014 Pazartesi

Kaplan Laneti - Colleen Houck || 15. KCBT || Alıntılar



Evvvvvett... Bu sefer yepyeni bir turla, yepyeni bir distopya-fantastikle, yine bir Artemis kalitesiyle karşınızdayız. Neyi sevdim, neyi sevmedim onu 4 Ekim'de yorumumda göreceksiniz ama şimdi sizi alıtılarla baş başa bırakacağım :) Bu postumda KCBT Facebook sayfasında paylaşmadığımız alıntıları bulacaksınız. Yani aman dikkatli okuyun :P
        Hayat genelde mutlu bir sonuca varmayı engelleyecek kadar ümitsiz ve karmaşıktır.
        Uzanıp kaplan patisiyle sırtıma masaj yapmaya başladı. Ciğerlerime hava çekmeye çalışırken acı dolu bir kahkaha attım. Sanki inanılmaz ağır bir kedi üzerimde pançelerini bileyliyordu.
        Harika kokuyordu. Sandal ağacı kokusuna yaseminlerinki eklenmişti. Cennet böyle kokuyor olmalıydı.
        Canım çok acıdığı için bronz... Kaslı... Çıplak göğsünün keyfini çıkartamadım. Aslında, çıplak göğsüne bakıp iç geçirebiliyorsam iyiyim demektir, diye düşündüm. Tanrım, bunu fark etmemek için ölü olmam lazım.
        "Aşıkların dili geceleri ne kadar tatlıdır, kulaklara yumuşak bir şarkı gibi gelir." Şok oldum ve Ren'e doğru döndüm. "Bunu hatırlıyor musun? Romeo ve Juliet'ten!" Omzunu silkti. "Bana bir şeyler okurken seni dikkatle dinledim. Hoşuma gitmişti."
        Alaycı bir kahkaha attım. "Tatlıyı gecenin ilerleyen saatlerinde tek başına yiyeceksin çünkü seninle yemek yemekten sıkıldım." Mum ışığıyla aydınlanan masanın üzerinden bana doğru eğildi. "Yemek kimin umurunda, Kelsey? Şaka yapıyor olmalı! Fakat çok ciddiydi. Harika! Yine midemde kelebekler uçuşuyor.
        Laneti kırmak için sana ihtiyaç olmasa bile seni bu kodar kolay bırakır mıyım sanıyorsun? Geriye bile bakmadan hayatımdan çıkıp gidebilir misin?
        Pes ettim ve Bay Kusursuz'un duyularımı ele geçirmesine izin verdim. Kanım kaynadı, kalbim göğsümü çekiçledi, Ren'e duyduğum ihtiyaç arttı, kollarında zamanın nasıl geçtiğini unuttum. Sadece Ren'in farkındaydım. Dudakları, bedeni, ruhu, hepsini istiyordum.

        "Senden korkmuyorum, Ren. Sana hayatımı emanet edecek kadar güveniyorum. Sadece, daha önce kimseye bu kadar yakın olmadım." "Benim için de aynı şey geçerli. Şimdi, arkanı dön ve uyu. Seni uyarıyorum, bütün geceyi sen kollarımda uyurken geçirmeyi planlıyorum. Bunu bir daha ne zaman yapabilirim bilmiyorum. Bu yüzden rahatla ve Tanrı aşkına , kıpırdanıp durma!
        Bir süre Kishan'ı ve ne kadar güçlü göründüğünü düşündüm. Fakat aslında evcil bir kedi gibi zararsızdı, kardeşlerin tehlikeli olanı Ren'di. MAvi gözlü kaplan ne kadar masum görünse de büyüleyici bir avcıydı. Karşı koyulamazdı. Çok çekici, cezbedici ve ölümcüldü. Yaptığı her şey beni baştan çıkartıyor ve muhtemelen kalp sağlığımı bozuyordu.
        Bu kadarını beklemiyordum. Bir öpücük bu kadar... sıra dışı bir deneyim olamazdı. Birkaç saniye içerisinde evrenin kuralları kitabım yeniden yazılmıştı. Birden yeni biri olup çıkmıştım. Yeni doğan bir bebek gibi kırılgandım.
        "Siz kaplanlar ne düşünürseniz düşünün, ben kendi başımın çaresine bakabilirim." Kishan kolumu sıktı. "Belki de biz kaplanlar sana göz kulak olmaktan hoşlanıyoruz."
        Beyaz kaplan çok özel bir kaplandır. Kendine hakim olamaz ve birine, sağlam inançları olan bir kadına bağlanır. Bu kadının iradesi çok sağlamdır, iyiyi kötüden ayırt edebilme öngörüsüne sahiptir ve birçok engeli aşacak kadar güçlüdür.

19 Eylül 2014 Cuma

Kitap Yorumu ve Ön Okuma: Çırılçıplak || Raine Miller


Kitabın Adı: Çırılçıplak
Sayfa Sayısı: 218
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Seri Sıralaması:Blackstone Serisi #1
Fiyatı: 16 TL
GR Puanı: 4.05/5
Puanım: 3/5
Her şey bir fotoğrafla başladı... 

Çırılçıplak bir tutku. 
Gizlenen gerçekler. 
Unutmayacağınız bir aşk.

Londra Üniversitesi’nde sanat eğitimi alan Amerikalı bir öğrenci ve yarı zamanlı bir fotomodel olan Brynne Bennet, yaşadığı trajediye rağmen hayatını yeniden bir düzene sokmuştu. Ta ki başarılı işadamı Ethan Blackstone, Brynne’in çıplak fotoğrafını satın alana kadar...

Ethan, Brynne’i yatağında istiyordu ve onu orada tutmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdı. Onun dominant karakteri, Brynne'i hem çekiyor hem de korkutuyordu. Ancak bu ilişkide sırlar söz konusuydu. Hem de oldukça büyük sırlar…


Yeni bir yorumla geldim :) Çırılçıplak geçen akşam elime ulaştı, dershanem okulum derken hemen bitirmek istedim ve o akşam bitirdim kitabı.

Öncelikle sevmediğim yönlere değinmem lazım. Bir kere kitap gördüğünüz gibi kısa bir kitap o yüzden olaylar benim için çok hızlı gerçekleşti. Bir yerde yeni tanıştılar sonra hoppa yatak tarzı bir şey oldu. Onun dışında her kitapta olduğu gibi yine bir patronumuz var ama bu seferki kızımız utangaç, çekingen bir kız değil. Gayet açık bir kız amaa... Tabii ki yine geçmişinde sorunlar yaşamış bir kız. Bir de kitap biraz daha uzun olsaydı nolurdu yaa :D

Onun dışında fotoğraf modelliği kısmı gerçekten yaratcıydı... Kitaptaki bazı sahneler aşırı aşırı uzun olmasa bile gerçekten Kapakta Colleen Hoover'ın dediği gibi çok ateşli sahnelerdi bunlar.

Bir de yazar kitaba öyle bir son yazmış ki... Neler olacağını merak etmeden duramıyorsunuz. O son kısımla ilgili kitabın başında bir ipucu var ama, yine de ben böyle tahmin etmemiştim itiraf edeyim. İkinci kitapta olacak olanları merak ediyorum ama Yabancı Yayınları'nın bizi çok fazla bekleteceğini düşünmüyorum.

Kısaca özetlemek gerekirse kitap ince ama tamamen boş değil. Bu tarzı seviyorsanız şans vermeniz gereken, kısa sürede bitecek ve büyük ihtimalle seveceğiniz bir kitap. Okumanızı öneriyorum ve sizin için hemen aşağıya bir ön okuma ekliyorum. Keyifli okumalar :)

9 Eylül 2014 Salı

Mimlendim! #2



Birkaç yıl önce :P Şaka şaka birkaç hafta önce Dracula'a House beni mimlemiş. Ama benim şu tüm günümü alan lanet dershaneciğim yüzünden ben ne bir yorum postu yazabildim ne bir mim postu. Zaman buldum şimdi yazayım dedim bende :) Uzatmadan sorulara geçeyim...
1- Çok kitaptan oluşan seriler mi ya da tek kitaplar mı?

Eğer yazar sırf para kazanmak için seriyi uzatmıyorsa, seri kitapların sayısı beşi geçmiyorsa seri kitapla... Ama yazar artık kitaplarda saçmalıyorsa, kitaplar beşi geçtiyse tek kitaplar tercihim.

2- Sadece kadın yazarları mı yoksa erkek yazarları mı okumak? 

Cinsiyet ayrımı yapmadan, dilini beğendiğim yazarı okurum. Ne fark eder ki...

3- Kitapçıya gidip kitap almak mı, internet üzerinden kitap almak mı?

Gönül ister ki kitapçıya gidip, kitabın sağını solunu inceleyip almak. Ama internette kitaplar bu kadar ucuzken, interneti tercih ediyorum.

4- Film olan kitapları mı dizi olan kitapları mı?

İkisi de değil. Her ne kadar çok başarılı uyarlamalar olsa da, hiçbir zaman hayalimizdeki gibi olmuyor. O yüzden bırakın onlar hayallerimizde kalsın.

5- Günde 5 sayfa okumak mı yoksa haftada 5 kitap mı?

Aslında... İnsan bazen bazı kitapların bitmesini hiç istemiyorum. O yüzden yavaş yavaş okuyorum. Ama buna rağmen haftada 5 kitap diyorum. Her ne kadar okul ve dershane yüzünden okuyamayacak olsam da...

6- Profesyonel bir yazar olmak ya da profesyonel bir yorumcu olmak? 

Profesyonel bir yazar olduğunda insan aynı zamanda profesyonel bir yorumcu da olmaz mı zaten? Kendi yazdıklarını geliştirmek için, başka yazarları okumalı değil mi? O zaman da hem kendi gelişir hem de diğer yazar hakkında yorum yapabilir bence.  

7- En sevdiğiniz 20 kitabı tekrar tekrar okumak mı yoksa her gün daha önce okumadığınız yeni bir kitabı okumak mı?

20 kere asla okumam bir kere. Belki 2 veya 3 kere. Ama okumadığım kitaplara şans vermek daha iyi tabii ki...

8- Kütüphanede çalışmak mı kitap satıcısı olmak mı?

Kitap satıcısı olmak. İkisinde de kitapların içindesin, evet. Ama kitap satıcısı olup insanlara kitaplar önermek, onların sizin düşüncelerinize önem vermesi, bir iletişim içinde olmanız... Benim istediğim bu olurdu.

9- Favori türünüzden kitaplar okumak mı yoksa favori türünüz hariç diğer her türden kitaplar okumak mı? 

Favori türümden kitapları okumak tabii ki çok mutlu ediyor beni. Ama her zaman da aynı türü okumak insanı sıkar. Çoğunlukla sevdiğim turu okurum ama diğer türleri de severek okurum.

10 - Sadece fiziksel kitap kopyalarını okumak mı yoksa sadece e-kitap okumak mı?

Aslında kolay bi soru ama başındaki "Sadece" işi zorlaştırıyor. Fiziksel kitap kopyaları tercihim olsa da, orijinal her kitabı Türkiye'de bulmak imkansız. O yüzden Türkçe edisyonu olmayan kitapları okurken mecburen e-book kullanıyorum. 

Gelelim mimleyeceğim kişilere... Ben biraz geç kaldığım için çoğu blog sanırım bu mimi yaptı. O yüzden eğer sizde yaptıysanız, yorum yapın ki ben de sizinkileri okuyabileyim :) Kitap Sara'yı ve Kitap Aşığı...

2 Eylül 2014 Salı

Yeni Dünya - Anna Carey || 14. KCBT || Yazar Tanıtımı


Anna Carey Eve Trilogy'nin ve Blackbird serisinin yazarıdır. New York Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra Brooklyn Üniversitesi güzel sanatlar bölümünde yüksek lisans yapmıştır. Los Angeles'ta yaşamaktadır. Minyatürleri, bitpazarlarını, arnold palmers içeceklerini ve arabada şarkı söylemeyi severken; penilerden (bozuk para), kağıt makbuzlarından ve ton balığından nefret edermiş.

www.theevetriology.com adresini ziyaret edip Eve'nin unutulmaz dünyasına yolculuk edebilir; 
www.annacareybooks.com adresini ziyaret ederek yazarın yeni çalışmalarını ve yeni haberleri takip edebilirsiniz.

  

Yeni Dünya - Anna Carey || 14. KCBT || Yorum


Kitabın Adı: Yeni Dünya - Eve
Sayfa Sayısı: 312
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Seri Sıralaması: Eve #1
Fiyatı: 20 TL
GR Puanı: 3,71/5
Puanım: 4/5

Hiçbir yer güvenli değildi...

Meslek öğrenmek yoktu, şehir yoktu, geniş yataklı ve manzaralı daireler yoktu. Restoranlarda beyaz masa örtülerinin üzerinde parlak gümüş takımlarla yenen yemekler yoktu. Sadece o oda, lazımlıklardan gelen pis kokular ve çatlayana kadar gerilen deriler vardı.

Her şey kocaman bir yalandan ibaretken kime güvenebilirsiniz?

Ölümcül bir virüs yeryüzü nüfusunun çoğunu yok ettikten on altı yıl sonra, dünya oldukça tehlikeli bir yer haline gelmiştir. On sekiz yaşındaki Eve ise, okulunun güvenli duvarlarının ardına hiç çıkmamıştır. Okulda onunla birlikte iki yüz yetim kıza, Yeni Amerikanın öğretmenleri ve sanatçıları olacakları vadedilmiştir. Ama mezuniyetten bir gece önce Eve okulunun esas amacını ve onu bekleyen korkunç kaderi öğrenir.

Yuva olarak bildiği tek yeri terk ederek uzun, tehlikelerle dolu bir yolculuğa çıkar. Bu zorlu yolculukta güvende olacağı bir yer aramaktadır. Bu sırada vahşi bir hayat süren, asi isyancı Calebla yolları kesişir. Eve tüm hayatı boyunca erkeklerden ayrı tutulmuş ve onlardan korkmayı öğrenmiştir ancak Caleb zamanla onun güvenini ve kalbini kazanmaya başlar. Askerler peşlerine düştüğündeyse Evein gerçek aşkı ve hayatı arasında bir tercih yapması gerekecektir...

Öncelikle söylemem gerekiyor ki siz bu yorumu okurken ben ya denizin içinde yüzüyor olacağım, ya da deniz kenarında yeni kitabımı okuyor olacağım.

İşte bu yüzden Yeni Dünya turu bir endişeyle başladı benim için. Ben yola çıkmadan elime ulaşacak mı? Ne kadar sürede bitiririm? Eyvah ya alıntı hazırlayamazsam... Gibi bir sürü endişe vardı kafamda. Ama kitap perşembe sabahı kapının çalmasıyla ellerimdeydi ve saat gece yarısını geçmeden kitabı bitirmiştim.

Bu kadar kısa sürede bitirmemde çevirinin de etkisi çok fazla bence. Evet kitap güzeldi, ama eğer çeviri bu kadar akıcı, sürükleyici ve uygun bir şekilde yapılmasaydı eminim okuma sürem de uzayacaktı. Bu konuda biricik blogger çevirmenimiz Onu Kınacı Birler'e çok selamlar ve öpücükler... xoxo

Kitabın başında kızımız Eve, en başından beri ona öğretilen tüm gerçeklerin aslında bir yalan olduğunu öğreniyor. Yuvası bildiği okulunu terk ederek, sonucu hiç belli olmayan ve sürekli kovalamacayla geçecek olan bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculukta yolu Caleb ile karşılaşıyor.

Eve ve diğer tüm kızlar en başından beri erkeklerden ayrı tutulmaktadır. Ve onlara öğretilen tek şey erkeklerden uzak durmaları gerektiğidir. Ama Eve ile Caleb arasında çoktan bir yakınlaşma başlamıştır. Peki Eve buna karşı koyabilecek midir?

Kitabın sonu... Yazara lanetler yağdırdığım bölüm. Ya kadın o son ne ki öyle! Niye yaptın öyle! O kadar duygusala bağladım ki o finalde anlatamam. Öğrendiğim kadarıyla çevirmenin gözünden de birkaç damla akmış o son bölümde.

Yine çok uzattım yorumumu :P Eve, fantastik ve distopik olaylarla kurgulanmış bir Young Adult, kısa sürede ve zevkle okunacak; zaman zaman sizi duygulandıracak; zaman zaman şaşırtacak bir kitap. Kitapta en sevmediğim nokta, kitabın bende Umut Bıçağı'ni andırmasıydı... Sürekli bir aksiyon ve sürekli bir kaçış... Bir de sonu bence daha güzel olabilirdi ama eminim ki ikinci kitapta her şey daha iyi olacaktır.

Kısaca: Fantastik, distopya ve Young Adult karışımı güzel bir kitap okumak istiyorsanız Yeni Dünya tam sizlik bir kitap :)

Bir sonraki yorumda buluşmak üzere... İyi tatiller herkese :)

15 Ağustos 2014 Cuma

Mimlendim! #1


Merhabalar! Bir kaç gün önce SaklamaKabı'nın mimlerle ilgili olan vlogunu izledim, birkaç gün geçti ki Nora'nın Kitaplığı beni mimlemiş! Hem de aynı sorularla... Ben de çok zaman geçmeden yapayım dedim ve karşınızdayım...

Ne sıklıkla kitap okursunuz ?
Özellikle şu tatil zamanlarında her gün, günde en az 2-3 saat okumaya çalışıyorum. Okul zamanlarında ise vakit bulabildiğim her anda okuyorum. Bazen tenefüslerde, bazen boş derslerde...

En sevdiğiniz yazarlar ?

Aslında bu benim için fazlaca zor bir soru... Yazarlarımı ayırmıyorum, hepsi benim çocuğum gibi :P Şaka bir yana;

Olivia Cunning
Sylvia Day
E. L. James
J. K. Rowling
Jamie McGuire
Colleen Hoover
Jennifer ArmentroutJohn Green
Sabahattin Ali
Elif Şafak
Demet Altınyeleklioğlu
Nurgül Çelebi
Burcu Büyükyıldız

Aklıma gelen yazarlar... Tabii daha fazla var. Her yazarda farklı bir tat...

En beğendiğin kitaplar ?
Tatlı Bela
Kağıttan Kentler
Senden Önce Ben
Günahkarlar Turnede (Serinin tüm kitapları :O)
Harry Potter (Tüm kitapları ayrı ayrı)
Uyumsuz
Kürk Mantolu Madonna
Aşk
...

Ve daha fazlası :D 

Yerli / Yabancı hangi yazarların kitaplarını tercih edersin?
Eskiden olsa hiç düşünmeden yabancı derdim... Ama son zamanlarda yerli yazarları da çokça beğenmeye başladım. Ama yine de yabancı yazarlar daha önde...

Bugüne kadar en beğendiğin kitap serisi?
Soruyu sormak bile hata! Günahkarlar Turnede...

Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsın?
Young Adult, New Adult, Adult, Fantastik (Biraz fazlaca seçiciyim), Distopya... Ama içlerinde hangisi daha önde senin için derseniz New Adult.

En son hangi kitabı okudun?
Melez - Jennifer L. Armentrout

Şu an hangi kitabı okuyorsun?

Safkan - Jennifer L. Armentrout (Sonra da Aşka Var Mısın? - Natasha Boyd)

Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi ?
Kitap blogları son zamanlarda moda olmaya başladı. Birçok blog var ama iyi bloglar tabii ki yetersiz. Kimi insanlar sırf yayınevinden kitap istemek için blog açıyor bunları biliyoruz. Onun dışında bence ne kadar - iyi - blog olursa o kadar iyi. Böylece insanlar bir kitap hakkında farklı farklı yorumlar okuyarak, daha iyi fikirler elde edebilir. 

Kitap okumak sizin için ne ifade ediyor?
Benim için kitap okumak her şey... Üzgün olduğumda teselli, mutlu olduğumda sevincime ortak; kızgınsam yatıştırıcı, uykuluysam uyandırıcı... Ama her şeyden değerlisi, her kitabın farklı dünyalara kapı açmasından daha önemli bir şey var mı? 

Ben ise "Kitap Sara'yı"nı ve "Dracula's House"u mimliyorum :) İkisine de öpücükler :*

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Kitap Yorumu: Ahlaksız Ritim || Olivia Cunning


Kitabın Adı:
Ahlaksız Ritim
Sayfa Sayısı: 456
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Seri Sıralaması: Günahkarlar Turnede #4
Fiyatı:  25
GR Puanı: 4.31/5
Puanım: 5/5


Sert Müziğin Ahlaksız Ritimleri Sizleri Çağırıyor


Efsanevi davulcu Eric Sticks, heavy metal grubu Günahkârlar'ın yeni ses operatörü Rebekah'yı görür görmez, genç kıza vurulmuş ve ona sahip olmaya ant içmişti. Tabii, genç kızı her gördüğünde ayaklarının birbirine dolanması ant içmekten sayılırsa!

Ancak ne yazık ki, uzun zamandır gitarist Trey Mills'e hayranlık besleyen Rebekah, yalnız kovboy Sticks'e pek fazla ilgi göstermiyordu.

Genç kız, tuhaf bir espri anlayışı ve galaksi genişliğinde bir kalbi olan uzun boylu, uçuk kaçık ve biraz da şapşal davulcuya âşık olacağını tahmin edebilir miydi?

Zaman zaman boşboğazlığa kaçan açık sözlülüğü ile genç kızı kahkahalara boğan ve gösterdiği ilgiyle ona kendini çekici ve dayanılmaz bir kadın gibi hissettiren bir davulcu, eski sevgilisinin ona söylediği sözler yüzünden kadınlığına küsen Rebekah'yı yeniden hayata döndürebilir miydi?



"Kitap... Fazlaca harika. Yazarın dili... Fazlaca cesur." demiştim goodreads'ta hala arkasındayım... Bu seriye ne kadar bağlı olduğumu ve sevdiğimi yakınımdaki herkes bilir. Çoook seviyorum hem de... Ahlaksız Ritim'de serinin bateristi Eric'i okuyoruz. Bir de Rebekah'ı tabii. Rebekah yeni ses operatörü, yeni mezun olmuş kimse başarılı olacağına inanmıyor... Eric zaten grubun espri makinesi ama bu espriler genelde "Selam canım, ben amcanım" tarzı iğrenç, soğuk espriler oluyor ama aynılarını bende yaptığımdan genelde onun esprilerine de gülüyorum :D Neyse... Rebekah içten içe Trey'e ilgili. (Resmen takıntılı :D) Eric de ilk gördüğü anda Rebakah'a takılıyor. Ee şimdi kız ikisini de dener falan filan diyosunuz ama pek de öyle olmuyor. Eric'i tanıdıkça - belki biraz fazlaca - ona ısınıyor.
"Geçmiş değiştirilemez," dedi genç kız. "Gelecek tahmin edilemez. Elimizde olan tek şey şu an. O yüzden benim için hiçbir şey fark etmez."
Bir bakmışız bunlar sevgili olmuş... Bu spoiler sayılmaz çünkü herkesin bunu tahmin edebileceği kesin ama kitabın o başından sonuna kadar olanları kimse tahmin edemez. Mesela gidip Isaac'in olaya katılması. Kendisi Rebekah'ın eski nişanlısı olur. Başta sinir oldum adama dedim noluyo falan ama sonradan anlaşıldı karın ağrısı... Orasını söyleyemem tabii :P Her zamanki gibi kitabın orasından girip, burasından çıkmak benim pek adetim değil. O yüzden hemen bir toparlayayım yorumu...

Gerçek manada erotik bir kitap okumak istiyorsanız bu kitap sizlik. Ama o erotikliğin altından gerçek hikayeyi yakalamak da size kalmış, çünkü orada kalbi kırık iki kişinin mükemmel hikayesi var. Hem duygusal, hem de iğrenç esprileriyle şu ana kadar serinin en sevdiğim kitabı bu oldu... Tabii en merak ettiğim hala Double Time... Malum Trey biseksüel, o hikaye biraz daha farklı olacak. Ama yeni şeyler denemek, her zaman iyidir.

Eric Sticks tazeleyici bir hava gibiydi. Güneşini kapatmakta ısrarlı bütün bulutları yok ediyordu.



Bunlar da hayalimdeki Eric'le Reb... Böyle manyaklar işte :P
Kitabı okuma fırsatı sunduğu için Ephesus Yayınları'na teşekkürler ^_^ Bir de size alta önokuma koyuyorum iyisiniz :P

7 Ağustos 2014 Perşembe

Duygu - Işıl Parlakyıldız || 13. KCBT || Alıntılar

Turun en yeni postuyla herkese merhabalar... Bu postta Duygu'dan muhteşem alıntılar okuyacaksınız... Yani ben bayıldım, sizde bayılırsınız eminim :P Lafı çok uzatmadan geçelim alıntılara ^_^
        Tenini hissederek, kokunu duyarak uyanmak istiyorum. Bunu benden esirgeme, sıcaklığının, ruhum gibi bedenimi ısıtmasını istiyorum, olur mu?
      İkiyle dördün farkını ayıramazken, aşkı minnetle karıştırmam sanırım              normaldi.
      Her gece o uyumadan uyumamaya özen gösteriyor, huzurla yüzünü           seyrediyordum. Sedat aşktı ama aynı zamanda savaştı ve ben onunla her şeye razıydım. Gözlerim yine nefesinin kulağıma masal okuyan tınısıyla kapandı. 
     Senin dudaklarından başkası artık bana haram, senin teninden başkasını koklamam...



      Ben Alim'le dertlerimi paylaştım. Bekir'le kelimelerimi! Sen benim ruhumun yarısıydın, hala öylesin. kokunda huzuru buldum. Uykularım seninle pempeydi. Ben seninle hayata tutundum koca kafalı!
      İçimde kıyıya vuran dalgalar gibi var olurken ben onun kumsalı gibiydim. 
     Bedeni cennetim, sıcaklığı dünyamdı.                                                                        
a Rafflecopter giveaway

Duygu - Işıl Parlakyıldız || 13. KCBT || Yorum


Kitabın Adı:
Duygu
Sayfa Sayısı: 662
Yayınevi: Müptela Yayınları
Fiyatı: 
 25
GR Puanı: 4.67/5
Puanım:4/5


Anne sıcaklığı, baba emniyeti olmayan bir dünyada ayakta kalmaya çalışan kırılganlık abidesiydi Duygu. Üç yoldaşı vardı onu taşıyan. "Develerim" derdi onlara. O develer ki İstanbul'un en arızalı tipleriydi. Her ne kadar bela makinesi olsalar da Duygu için tek bir gerçek vardı;


"Bekir candı, Ali kandı, Sedat aşktı." 

Ve hayat onlar için bir duadan ibaretti. İyiyim…iyiyiz… biz hep iyi oluruz. Güçlü olmayı en zorlu yollarda öğrenmiş dev bir çınardı Sedat. Hayatta yorulmuş, aşktan ?çoktan vazgeçmişti. Yüreğini ördüğü çelik duvarlar arasına saklamış acımasız bir adamdı o. Acılarla ?atılmış düğümlerin arasında filiz verebilir miydi aşk? Meleği şeytana döndürüp, şeytanın ruhunu ele geçirebilir miydi aşk?


Kitap Canavarları olarak tur kapsamında bu sefer Duygu kitabını inceledik. Kapağıyla, kalitesiyle öncelikle bir dikkatimi çekti Duygu. Sonra kalın kalın böyle ooh yaşasın dedim.

Ama kitabın başında bu duygum yer değiştirdi. İlk başlarda olayı anlamadım, Sedat biraz fazla sert geldi (kızı dövmesi falan falan) dedim 660 sayfa nasıl geçicek yandım ben... Duygu'nun yaralı geçmişi, Sedat'ın geçmişi... İkisinin gelecekleri...

Derken derken ortalara geldim... Olaylar bir kızıştı... Yeni karakterler geldi. Selmasıdır, Dursunudur falan kitap hareketlendi ve kendine bağlamaya başladı. Bu andan sonra da ne zaman sıkılmaya başlasam hep bir olaylar oldu. Hep sonrasını merak etmeye başladım. Bu aşkta neler oluyor, oluyor mu falan... Sonra bir gece dedim biraz okuyayım ve 200 küsür sayfayı bir oturuşta bitirerek kitabı sonlandırdım. Sedat çok sertti ya, onu hala o kadar sevebilmiş değilim... Çoğu tur üyesi gibi benim de favori erkek karakterim Ali'ydi; favori kız karakterim de Aslı. Aliyle Aslı da bildiğin kedi köpek... Eh onları okumayı da özellikle bir sevdim :P


Yani kısa kesmek gerekirse, - o kadar ayrıntılı konusuna falan girmiyorum - biraz kalın olmasına ve ara sıra okurken zorlamasına rağmen çok güzel aman geçirilebilecek, bazen kalbiniz sızlayıp "Ah salak Duygu" derken, aynı sayfada kahkaha atıp "Heh Duygu, helal!" diyebileceğiniz, hem eğlenceli hem aşık bir kitap. Güldüğüm yerlerden birini de alıntı olarak koyup yorumuma son veriyorum... Çekilişe katılmayı unutmayın! Bu arada kitabın ilk 5 günde 2000 satıp 2. Baskıya girdiğini biliyorsunuz değil mi? Bu başarı boşuna olamaz...
 Alıntımız Bekir'den Ali'ye geliyor...
     Lan oğlum, benimle az uğraşmamıştın Trabzon'da, gün gelir hesap döner, keser döner sap sana girer.
a Rafflecopter giveaway